| Biyomimetik ve Mimari
| |
... O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur...
(Hud Suresi, 56) |
Mimari tasarımlar yapılırken doğadaki örneklerden
yararlanmak günümüzde son derece yaygın olan bir yöntemdir.
Çünkü doğadaki tasarımlar her yönden kusursuzdur. Enerji tasarrufu,
estetik, kusursuz işlevsellik, sağlamlık gibi mimari bir tasarımda
olması gereken bütün özellikler doğadaki örneklerinde eksiksiz
olarak mevcuttur. Her ne kadar insanların karşısında örnek
almaları için çok üstün sistemler bulunsa da bunların taklitleri
hiçbir zaman asılları kadar iyi ve pratik olamamaktadır.
Doğada var olan tasarımın taklit edilebilmesi
ve mimari yapılarda uygulanabilir hale gelmesi için yüksek
derecede mühendislik bilgisi gerekmektedir. Oysa doğadaki
canlılar ne yapı statiği, ne de mimari tasarım bilgisine sahiptir.
Böyle bir eğitim alma imkanları da yoktur. Tüm canlılar Allah'ın
kendilerine ilham ettiği şekilde hareket etmektedir. Ürettikleri
mimari harikaların tek kaynağı budur. Allah bir ayette tüm
canlıların Kendi kontrolü altında olduğunu şöyle bildirir:
... O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur... (Hud Suresi, 56)
Nilüfer Çiçeğinden Kristal Saray'a...
Londra'da, 1851'deki 1. Dünya Fuarı için
yapılmış olan "Kristal Saray", cam ve demirin biraraya gelmesiyle
oluşturulmuş bir teknoloji harikasıydı. Bu saray 35 m. yüksekliğinde
ve yaklaşık 7.500 m2 lik bir alan kaplıyordu. Ayrıca 30 x
120 cm. ebadında, 200.000 den fazla cam panel içeriyordu.
Kristal Saray, Joseph Paxton adındaki bir
peyzaj mimarı tarafından tasarlanmıştı. Paxton bu yapısında
fikir olarak Victoria amazonica adındaki bir nilüfer çiçeğinden
esinlenmişti. Bu nilüfer türü zarif görünümüne karşın, insanları
bile üzerinde taşıyabilecek kadar kuvvetli, kocaman yapraklara
sahiptir.
Paxton bu yaprakların altını incelediğinde,
bunların kaburga benzeri bir yapı ile desteklenmiş olduğunu
fark etmiştir: Yaprağın merkezinden çevreye doğru yayılan
lif şeklinde uzantılar vardır. Bu uzantıların arası da daha
ince çaprazlamasına yerleşmiş başka bir doku ile desteklenir.
Paxton nilüfer yaprağındaki kaburgaya benzer yapıyı demir
taşıyıcılarla, yaprağın asıl dokusunu ise cam ile özdeşleştirmiştir.
Bu sayede, cam ve demirden yapılma, hafif ama aynı zamanda
geniş bir alanı kaplayacak kadar sağlam çatılı bir bina yapmayı
başarmıştır.
Nilüfer bitkisi Amazon nehrinin dibindeki
bataklığın içinde büyümeye başlayarak nehrin yüzeyine doğru
uzanır. Amacı yaşayabilmesi için gerekli olan ışığa ulaşmaktır.
Suyun yüzeyine vardığında büyümesini durdurur. Hemen ardından
burada üstü dikenli yuvarlak tomurcuklar oluşturmaya başlar.
Tomurcuklar birkaç saat gibi kısa bir sürede, boyu neredeyse
iki metreye varan dev yapraklara dönüşürler. Çünkü ne kadar
bol yaprakla nehrin üzerini kaplanırsa o kadar çok güneş ışığından
yararlanılarak fotosentez yapılacaktır.
Nilüfer bitkisinin ihtiyaç duyduğu bir başka
şey de oksijendir. Ne var ki bitkinin köklerinin bulunduğu
çamurlu nehir yatağında oksijen yoktur. İşte bu sebeple nilüferler,
köklerinden çıkan sapları yukarıya, yapraklarının bulunduğu
su yüzeyine doğru uzatırlar. Kimi zaman boyu 11 metreye varan
bu saplar yapraklara bağlanır ve yaprakla kök arasında oksijen
taşıyan bir kanal görevi görürler.
Acaba bir nehrin derinliklerinde yaşama yeni
başlayan tomurcuk, ışığa ve oksijene ihtiyaç duyduğunu, noksanlığı
durumunda yaşayamayacağını, ihtiyacı olan şeylerin suyun üzerinde
mevcut olduğunu nereden bilir? Yaşamaya yeni başlayan bir
varlık, ne o suyun bir bitiş noktasının olduğundan, ne güneşin,
ne de oksijenin varlığından haberdardır.
Dolayısıyla evrimcilerin mantığıyla bakarsak,
bu bitkilerin çoktan ortam şartlarına yenik düşmüş, soylarının
tükenmiş olması gerekirdi. Oysa nilüferler tüm mükemmellikleriyle
bugün de karşımızdadır.
Hiç kuşku yoktur ki arka arkaya gelen tüm
bu kusursuz ve ince hesaplanmış planlar herşeyden habersiz
bir nilüfer tomurcuğunun eseri değil, onu yaratan Allah'ın
sonsuz aklının eseridir. Burada özetle anlatılan tüm bu detaylar,
kainattaki her varlık gibi bitkileri de yaşamaları için en
uygun sistemlerle birlikte Allah'ın yarattığını bize gösterir.
|