|
YUMURTADAN ÇIKIŞ
Kuluçka dönemi tamamlandığında kurtçuklar
hemen hemen aynı zamanda yumurtadan çıkmaya başlarlar. Aralıksız
bir şekilde beslenen kurtçuklar süratle büyürler. Kısa bir
zamanda derileri daha fazla büyümelerini engelleyecek kadar
gerginleşir. Bu ilk deri değişimi zamanının geldiğinin bir
göstergesidir. Bu evrede, oldukça sert ve gevrek olan deri
kolayca kırılır. Sivrisinek kurtçuğu, gelişimini tamamlayıncaya
kadar iki kez daha deri değiştirecektir.
Kurtçukların beslenmesi için tasarlanmış
olan yöntem oldukça ilginçtir. Kurtçuklar, tüylerden oluşan
yelpaze biçimindeki iki uzantıyla su içinde küçük girdaplar
oluşturarak, bakteri ve diğer mikroorganizmaların ağızlarına
doğru akmalarını sağlarlar. Su içinde başaşağı duran kurtçukların
solunumu ise dalgıçların kullandığı "şnorkel" benzeri bir
hava hortumuyla sağlanır. Vücutlarında salgılanan yapışkan
bir salgı da suyun hava aldıkları deliklerden içeri kaçmasını
engeller. Görüldüğü gibi bu canlı, birçok hassas dengenin
birarada işlemesi sayesinde yaşamını sürdürmektedir. Hava
hortumu olmasa sivrisinek kurtçuğu yaşayamayacak, yapışkan
salgı olmasa hortum suyla dolacaktır. Bu iki sistemin birbirinden
farklı zamanlarda oluşması sivrisineğin bu evrede ölmesi demektir.
Bu da sivrisineğin bütün sistemleriyle eksiksiz ortaya çıktığını
yani yaratıldığını kanıtlar.
Kurtçuklar bir kez daha deri değiştirmişlerdir.
Son deri değiştirme diğerlerinden oldukça farklıdır. Bu evrede
kurtçuklar gerçek bir sivrisinek olmak için son aşama olan
"pupa" dönemine girmişlerdir. İçinde bulundukları kılıf iyice
gerginleşmiştir. Bu da pupanın artık bu kılıftan kurtulma
zamanının geldiğini gösterir. Kılıfın içinden öylesine farklı
bir canlı çıkar ki, bunların aynı canlının farklı gelişim
evreleri olduğuna inanmak gerçekten zordur. Görüldüğü gibi
bu değişim, ne kurtçuğun, ne dişi sivrisineğin tasarlayamayacağı
kadar karmaşık ve hassas bir işlemdir...
Bu
son değişim sırasında bir boru aracılığıyla suyun üstüne uzanmış
olan solunum delikleri kapanacağından, hayvan havasız kalma
tehlikesiyle yüz yüze gelir. Ama yeni çıkan canlının solunumu
artık bu kanaldan değil, baş tarafında beliren iki boru aracılığıyla
yapılacaktır. Bu yüzden kılıf değiştirmeye başlamadan önce
bunlar su yüzüne çıkar. Pupa kozasının içindeki sivrisinek
artık iyice gelişmiş tir. Bir anten biçimindeki duyargaları,
hortumları, ayakları, göğsü, kanatları, karnı ve başının büyük
bölümünü kaplayan gözleri ile sivrisinek artık uçmaya hazırdır.
Pupanın kozası baş taraftan yırtılır. Bu
aşamada en büyük tehlike kozanın içine su girmesidir. Ancak
yırtılan kozanın baş tarafı, sineğin kafasının su ile temasını
engelleyecek yapıda özel bir yapışkan sıvıyla kaplanmıştır.
Bu an çok önemlidir; en ufak bir rüzgar bile suya düşüp ölmesine
yol açacağı için sivrisinek suya sadece ayakları değerek çıkmak
zorundadır. Bunu başarır.
Acaba ilk sivrisinek böyle bir dönüşümü geçirecek
"yeteneğe" nasıl ulaşmıştır? Bir kurtçuk, kendi kendine, üç
kez deri değiştirip bir sivrisineğe dönüşmeye "karar" mı vermiştir?
Elbette hayır, açıktır ki, Allah'ın örnek
verdiği bu canlı özel olarak bu şekilde yaratılmıştır.
Sivrisineğin "kan emme" tekniği ise akıllara
durgunluk verecek kadar detaylı yapıların birlikte işlemesiyle
oluşan kompleks bir sisteme bağlıdır.
Hedef
üzerine konan sivrisinek, hortumundaki dudakçıklar aracılığıyla
önce bir nokta seçer. Sivrisineğin bir şırıngaya benzeyen
iğnesi özel bir kılıfla korunmuştur. Kan emme işlemi sırasında
işte bu kılıf iğneden sıyrılır.
Deri, sanıldığı gibi iğnenin basınçla deriye batırılması yöntemiyle
delinmez. Buradaki asıl görev, bıçak keskinliğindeki üst çene
ve üzerinde geriye doğru eğimli dişlerin bulunduğu alt çeneye
düşmektedir. Alt çene testere gibi ileri-geri hareket eder
ve deri üst çenenin yardımıyla adeta kesilir. Açılan yarıktan
içeri sokulan iğne kan damarına ulaşınca delme işlemine son
verilir. Sivrisinek artık kan emmeye başlayacaktır.
Ancak bilindiği gibi insan vücudu, damarlardaki
en ufak bir zedelenme karşısında kanı anında pıhtılaştırarak,
o bölgedeki kan akışını durduran bir enzime sahiptir. Aslında
bu enzimin sivrisinek için büyük bir problem oluşturması gerekmektedir.
Çünkü sineğin açtığı deliğe de vücut anında tepki gösterecek,
o noktadaki kan hemen pıhtılaşmaya başlayacak ve yara onarılacaktır.
Tabii ki bu da sivrisineğin hiç kan emememesi demektir.
Ama sivrisinek için bu sorun tamamen ortadan
kaldırılmıştır. Sivrisinek kan emmeye başlamadan önce, vücudunda
salgıladığı özel bir sıvıyı soktuğu canlının damarında açtığı
deliğin içine bırakmaktadır. Bu sıvı, kandaki pıhtılaşmayı
sağlayan enzimi etkisiz hale getirir. Böylece, pıhtılaşma
sorunu olmadan, sivrisinek besinine ulaşabilir. Sivrisineğin
soktuğu yerde oluşan kaşıntı ve şişmeye neden olan da işte
bu pıhtılaşmayı engelleyici sıvıdır.
Bu, kuşkusuz olağanüstü bir işlemdir ve karşımıza
şu soruları çıkarır:
- Sivrisinek, insan vücudunda bu tür bir pıhtılaştırıcı
enzim olduğunu nereden bilmektedir?
- Bu enzime karşı kendi vücudunda bir salgı geliştirmesi
için, enzimin içeriğini (kimyasını) bilmek zorundadır. Bu
nasıl olabilir?
- Böyle bir bilgiye ulaşsa(!) bile, nasıl olup da kendi
vücudunda böyle bir salgı üretip, bunu iğnesine aktaracak
"teknik donanım"ı oluşturabilir?
Aslında bütün bu soruların cevabı basittir:
Sivrisinek bunların hiçbirini başaramaz. Ne bunun için gerekli
akla, ne kimya bilgisine, ne de salgıyı üretecek "laboratuvar"
donanımına sahiptir. Bahsettiğimiz varlık, bir kaç milimetre
büyüklüğünde akılsız ve bilinçsiz bir sinektir, o kadar!...
Onu böyle inanılmaz, olağanüstü ve hayranlık
verici bir sisteme sahip kılan ise, insanı da sivrisineği
de yaratan, "göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin
Rabbi olan" Allah'tır.
GERİ ANA
MENÜYE DÖN
|