 |
| |
| Tüm evreni, yıldızları,
gezegenleri, dağları ve denizleri kusursuzca yaratan,
insana ve tüm canlılara hayat veren, her şeyi yoktan
var etmeye güç yetiren, yarattıklarını insanın emrine
veren, sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah'tır. İçinde
yaşadığı Dünya'daki ihtişamlı yapıyı gören her insana
düşen hemen Allah'a yönelmek, tüm yaşamında Allah'ın
rızasına uygun davranışlarda bulunmak; O'nun yarattıklarına,
verdiği nimetlere şükretmek, bütün bu güzellikleri veren
Allah'a yakın olmak, O'nu dost ve vekil edinmektir.
Bütün bunların sahibi olan Allah hamde layık olandır. |
|
| |
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez
misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak
olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl
Suresi, 17-18)
|
|
| |
|
| |
|
| |
 |
| |
|
| |
 |
| |
|
| |
Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan,
ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
(Nahl Suresi, 10)
|
|
| |
|
| |
Görmüyorlar mı; biz, suyu çorak toprağa
sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları,
kendileri yemektedir...
(Secde Suresi, 27)
|
|
| |
|
|
| İman
Hakikatleri.Com
Harun Yahya |
|
| |
| Benzeri Olmayan Gezegen: Dünya
Bir insanın yaşaması için neler gereklidir, bir düşünün.
Su, Güneş, oksijen, atmosfer, bitkiler, hayvanlar… Şu
anda aklınıza gelen ve gelmeyen her türlü detay, her
türlü şart Dünya üzerinde doğal olarak mevcuttur. Üstelik
sizin aklınıza gelenler Dünya'da canlı yaşamının var
olabilmesi için sağlanmış olan şartlardan çok yüzeysel
birkaç detay olacaktır. Ancak biraz daha derinlemesine
incelendiğinde, tüm hayati ihtiyaçların çok sayıda birbirine
bağlı detayı olduğu görülecektir. İşte bu detayların
da her biri Dünya'da eksiksiz bir biçimde mevcuttur.
Dünya'daki her şey, canlılar, bitkiler, gökyüzü, denizler
en güzel haliyle ve tam olarak insanın yaşamasına elverişli
şekilde yaratılmıştır.
Dünya'nın yanı sıra Güneş Sistemi içinde başka gezegenler
de vardır, ancak bütün bunların arasında canlı yaşamına
uygun olan tek gezegen Dünya'dır. Dünya'nın Güneş'e
olan uzaklığı, kendi etrafındaki dönüş hızı, ekseninin
eğimi, yeryüzü şekillerinin varlığı gibi birbirinden
bağımsız pek çok etken, gezegenimizin yaşama uygun bir
biçimde ısınmasını ve ısının Dünya'ya dengeli bir biçimde
yayılmasını sağlar. Dünya'nın atmosferinin yapısı, Dünya'nın
büyüklüğü de tam olması gerektiği gibidir. Güneş'ten
bize ulaşan ışık, içtiğimiz su, yediğimiz besinler bizim
yaşamımız için olağanüstü derecede uygundur.
Kısacası
Dünya hakkında yaptığımız her türlü inceleme bizlere
Dünya'nın insan yaşamı için özel olarak tasarlanmış
olduğunu gösterecektir. Güneş Sistemi'ndeki diğer gezegenler
arasında Dünya'ya en yakın özelliklere sahip olan Mars
bile Dünya ile asla kıyaslanamayacak kadar kuru ve ölü
bir kaya yığınıdır. Dünya'daki yaşama uygun koşulların
özel olarak tasarlanmış olduğunun görülmesi için diğer
gezegenlerin genel yapısına şöyle bir bakmak yeterli
olacaktır. Sık sık gündeme gelen gezegenlerden biri
olan Mars'ı ele alalım. Mars'ın atmosferi yoğun karbondioksit
içeren zehirli bir karışımdır. Gezegenin üzerinde hiç
su yoktur. Yandaki küçük resimde de görüldüğü gibi Mars'ın
yüzeyinde büyük göktaşlarının çarpmasıyla meydana gelen
dev kraterler dikkat çeker. Gezegende çok kuvvetli rüzgarlar
ve aylarca süren kum fırtınaları hüküm sürer. Isı -53
derece civarındadır. Mars bu özellikleriyle canlı yaşamının
mümkün olmadığı, tam anlamıyla ölü bir gezegendir. Bu
karşılaştırma dahi Dünya'yı yaşanabilir yapan özelliklerin
ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için yeterlidir.
|
|
| |
| Atmosferin Özel Tasarlanmış Yapısı
Nefes almak sizin için sadece havayı içinize çekmek
ve sonra nefes vererek dışarı bırakmaktan ibaret olabilir,
ancak gerçekte bu işlem için her yönden kusursuz bir
düzen kurulmuştur. Öyle ki, insanın nefes almak için
en ufak bir çaba göstermesine dahi gerek yoktur. Hatta
bu konu çoğu kimsenin aklına bile gelmemiştir. Her insan
doğduğu andan ölene kadar hiç durmadan nefes alır. Çünkü
hem dış çevresindeki hem de kendi bedenindeki bütün
şartlar Allah tarafından rahat nefes alabileceği şekilde
yaratılmıştır.
Herşeyden önce insanın nefes alabilmesi için atmosferdeki
gazların dengesinin çok iyi ayarlanmış olması şarttır.
Bu dengede ufak gibi görünen değişikliklerin olması
insanın ölümüne kadar varabilen tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Zaten bu tarz aksaklıklar hiçbir zaman baş göstermez.
Çünkü atmosfer yaşam için gerekli son derece özel şartlar
bir araya getirilerek tasarlanmış olağanüstü bir karışımdır
ve kusursuz işlemektedir.
Dünya atmosferi, % 77 azot, % 21 oksijen ve %1 oranında
karbondioksit ve argon gibi diğer gazların karışımından
oluşur. Öncelikle bu gazların en önemlisi ile, yani
oksijenle başlayalım. Oksijen çok önemlidir, çünkü canlılar
enerji elde etmek için oksijene ihtiyaç duyar. Oksijen
elde etmek için de solunum yaparlar. Soluduğumuz havadaki
oksijen oranı ise, son derece hassas dengelerle tespit
edilmiştir.

Atmosferdeki oksijen oranının dengede
kalması da, mükemmel bir "geri dönüşüm" sistemi
sayesinde gerçekleşir. İnsanlar ve hayvanlar devamlı
olarak oksijen tüketirler ve kendileri için zehirli
olan karbondioksiti üretirler. Bitkiler ise bu işlemin
tam tersini gerçekleştirir ve karbondioksiti oksijene
çevirerek canlılığın devamını sağlarlar. Her gün bitkiler
tarafından milyarlarca ton oksijen bu şekilde üretilerek
atmosfere salınır.
Eğer bitkiler de insanlar ve hayvanlarla aynı reaksiyonu
gerçekleştirselerdi, Dünya çok kısa sürede yaşanılmaz
bir gezegene dönüşürdü. Örneğin, hem hayvanlar hem de
bitkiler oksijen üretselerdi, atmosfer kısa sürede "yanıcı"
bir özellik kazanır ve en ufak bir kıvılcım dev yangınlar
çıkarırdı. Sonunda da Dünya büyük bir patlamayla yanarak
kavrulurdu. Öte yandan, eğer hem bitkiler hem de hayvanlar
karbondioksit üretselerdi, bu kez atmosferdeki oksijen
hızla tükenir ve bir süre sonra canlılar nefes almalarına
rağmen "boğularak" toplu halde ölmeye başlarlardı.
Bütün bunlar Dünya atmosferinin insan yaşamı için özel
olarak Allah tarafından yaratıldığını göstermektedir.
Evren başıboş bir mekan değildir. Her detayıyla planlanmış
ve üstün güç sahibi olan Allah tarafından yaratılmıştır.
Dağların Yerkabuğunu Sağlamlaştırma Özellikleri Üzerinde
yürüdüğünüz, güvenle evlerinizi kurduğunuz yerkabuğu
aslında kendisinden daha yoğun olan ve manto adı verilen
tabaka üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir.
Eğer bu hareketi kontrol altında tutacak bir sistem
olmasaydı, yeryüzünde sürekli sarsılmalar, depremler
olurdu ve Dünya yaşanmayacak bir yer haline gelirdi.
Ancak dağlar ve dağların yerin altında bulunan uzantıları
yerin hareketlerini, dolayısıyla sarsıntıları oldukça
azaltır.
Dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların
hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelir.
Hareket eden iki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı
olanı ötekinin altına girer. Üstte kalan tabaka kıvrılarak
yükselir ve dağları meydana getirir. Altta kalan tabaka
ise yeraltında ilerleyerek aşağıya doğru derin bir uzantı
meydana getirir. Yani dağların yeryüzünde gördüğümüz
kütleleri kadar, yeraltına doğru ilerleyen derin uzantıları
da vardır. Yani dağlar manto denen tabakaya derinlemesine
saplanmaktadır.
Bu özellikleri sayesinde dağlar, yeryüzü tabakalarının
birleşim noktalarında yer üstüne ve yeraltına doğru
uzanarak bu tabakaları birbirine perçinler. Bu şekilde,
yerkabuğunu sabitleyerek mağma tabakası üzerinde ya
da kendi tabakaları arasında kaymasını engeller. Kısacası
dağları, tahtaları bir arada tutan çivilere benzetebiliriz.
Dağların bu perçinleme özelliği, son derece hareketli
bir yapısı olan yerkabuğunu adeta sabitleyerek sarsıntıları
büyük ölçüde engeller.
Son derece ihtişamlı bir görüntüye sahip olan dağların
varlığı yeryüzündeki başka dengelerin sağlanması bakımından
da son derece önemlidir. Özellikle ısının dengeli bir
biçimde dağılımında dağlar önemli bir faktördür.
Dünya'nın ekvatoru ile kutupları arasında yaklaşık
100°C'lik bir ısı farkı vardır. Eğer böyle bir ısı farkı
fazla engebesi olmayan bir yüzeyde gerçekleşmiş olsaydı,
hızı saatte 1000 km'ye varan fırtınalar Dünya'yı allak
bullak ederdi. Oysa yeryüzünde, ısı farkından dolayı
ortaya çıkması muhtemel kuvvetli hava akımlarını bloke
edecek engebeler vardır. Bu engebeler, yani sıradağlar,
Çin'de Himalayalar'la başlar, Anadolu'da Toroslar'la
devam eder ve Avrupa'da Alpler'e kadar sıradağlar halinde
uzanarak batıda Atlas Okyanusu, doğuda Büyük Okyanus'la
birleşir.
Yeryüzündeki bütün detaylarda olduğu gibi dağlarda
da tecelli eden Allah'ın sonsuz sanatıdır. Yaşadığımız
Dünya'yı bizim için kusursuz bir biçimde Allah yaratmıştır.
İnsana düşen ise dünya üzerinde bu ihtişamlı yapıları
görerek, Allah'a kulluk etmeyi hayatının en önemli gerçeği
olarak kabul etmesi ve sadece bunun için çalışmasıdır.
Çünkü insan sayısız nimete muhtaçtır ama Allah hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır.
|
|
| |
Okyanusların Sağladığı Dengeler
Yağmurlar, denizler, nehirler, akarsular, okyanuslar,
musluğu açtığınızda akan içilebilir su… İnsanlar suyun
varlığına o kadar alışıktırlar ki, yeryüzünün büyük
bölümünün sularla kaplı olmasının önemini belki de hiç
düşünmezler. Ancak bilinen bütün gökcisimlerinin içinde
yalnızca Dünya'da suyun bulunuyor olması, üstelik de
bu suların içilebilir nitelikte olması son derece önemli
bir konudur.
Güneş Sistemi'ndeki diğer 63 gök cisminden hiçbirinde
yaşamın temel şartı olan su bulunmaz. Oysa Dünya yüzeyinin
dörtte üçü suyla kaplıdır. Okyanuslar gibi büyük su
kütlelerinin yanısıra, nehirler, küçük göller gibi büyüklükleri
ve özellikleri de birbirinden farklı olan sular vardır.
Bütün sular içilemez şekilde tuzlu ya da bütün sular
tatlı değildir. Dünya üzerinde bütün canlıların ihtiyaçlarına
göre düzenlenmiş kusursuz bir su dengesi vardır.
Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı su sayesinde hayatlarını
sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun
varlığı sayesinde devamlılığını korur. Örneğin, büyük
su kütlelerindeki buharlaşma sayesinde bulutlar ve yağmurlar
oluşur. Suyun ısıyı çekme ve tutabilme kapasitesi yüksektir.
Bu sayede okyanuslardaki ve denizlerdeki büyük su kütleleri,
Dünya'nın ısısının dengelenmesini sağlar. Bu nedenle
denize yakın bölgelerde gece ve gündüz arasındaki ısı
farklılıkları çok azdır. Bu da bu bölgeleri daha yaşanabilir
hale getirir.

Okyanusların varlığı son derece önemlidir çünkü okyanuslar
güneş ışınlarını karadan daha az yansıtır, böylece karalardan
daha fazla güneş enerjisi alır, ama bu ısıyı kendi içinde
karalara göre daha dengeli biçimde dağıtırlar. Bu sayede
okyanuslar daha sıcak olan ekvator bölgelerini serinleterek
aşırı sıcak olmalarını, kutup bölgelerinin soğuk sularını
da ısıtarak aşırı soğuk olmalarını ve bunun sonucunda
da tamamen donmalarını engeller. Ayrıca okyanuslar karbondioksitin
çözündüğü kimyasal depolar gibidir.
Suyun şeffaflığı sayesinde su yosunları okyanus yüzeyinin
altında fotosentez yapabilirler. Su, donduğu zaman genişleyen
çok az sayıdaki maddeden biridir, onun bu özelliği sayesindedir
ki okyanuslar ve göller alttan yukarıya doğru donmaz.
Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun
tüm fiziksel ve kimyasal özellikleri, bu sıvının insan
yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu göstermektedir.
Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin olmaması,
bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki bir
tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış
olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır.
Kulları için sayısız nimeti yaratan, onların rahatlıkla
yaşam sürmelerini sağlayan Allah, suyu da eşsiz bir
sanat ve incelikle var etmiştir.
|
|
| |
|
Su Ve Bitkiler Arasındaki Uyum
Çimenlerden
yüksek ağaçlara ve çeşit çeşit çiçeklere kadar bütün
bitkiler topraktan aldıkları suyu ve besinleri en uçtaki
dallarına, en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün yapraklarına
ulaştırabilirler. Ancak taşıma işlemi sadece bitkilerdeki
sistemler sayesinde gerçekleşmez. Bu taşımanın gerçekleşebilmesi
için aynı zamanda suyun özelliklerinin de bitkilerin
yapısı ile uyumlu olması gerekmektedir.
Suyun genel yapısını inceleyerek bu uyumu görelim.
Yeryüzündeki canlıların varlığını devam ettirebilmesi
için mutlaka gerekli olan su, her özelliği ile özel
olarak tasarlanıp yaratılmış olduğu açık olan bir maddedir.
Suyun önemli özelliklerinden bir tanesi de yüksek yüzey
gerilimine sahip olmasıdır. Yüzey gerilimi, sıvıyı oluşturan
moleküllerin birbirlerini çekmeleriyle oluşur. Bu sayede
bir su kabı, kendi yüksekliğinden biraz daha yüksek
bir su kütlesini taşırmadan taşıyabilir. Ya da metal
bir iğne suyun üzerine dikkatli bir biçimde yatay olarak
konduğunda, batmadan yüzebilir.
Suyun yüzey gerilimi, bilinen diğer sıvıların hemen
hepsinden daha yüksektir ve bunun yeryüzünde çok önemli
bazı biyolojik etkileri vardır. Bitkilerdeki etki, bunların
başında gelir.
Bitkiler, suyun yüzey gerilimi sayesinde herhangi bir
pompaya, kas sistemine vs. sahip olmaksızın toprağın
derinliklerindeki suyu metrelerce yukarı taşıyabilirler.
Bilindiği gibi, apartmanlarda suyun üst katlara ulaştırılması
için son derece komplike bir sistem olan hidrofor sistemi
kullanılır. Ancak bitkilerde böyle bir sistem yoktur.
Su, bitkinin en uç noktasına kadar yüzey gerilimi sayesinde
ulaşır. Bitkilerin köklerindeki ve damarlarındaki kanallar,
suyun yüzey geriliminden yararlanacak şekilde tasarlanmışlardır.
Yukarı doğru gidildikçe daralan bu kanallar, suyun yukarı
doğru "tırmanmasına" neden olur. Eğer suyun
yüzey gerilimi diğer sıvıların çoğu gibi düşük düzeyde
olsaydı, geniş karasal bitkilerin yaşaması imkansız
hale gelirdi. Bu da yeryüzündeki bütün canlıları olumsuz
etkilerdi. Ancak hem suyun hem de bitkilerin kusursuz
yaratılışı sayesinde böyle problemler ortaya çıkmaz.
Suyun yüksek yüzey gerilimi ile bitkilerin bu özellikten
yararlanan yapısı arasındaki uyum Allah'ın yaratışındaki
kusursuzluğu göstermektedir. Bütün bunlar tabiatın ve
canlıların tesadüfler sonucunda oluşmadığını, Allah
tarafından kusursuzca yaratılmış olduğunu gösteren önemli
delillerdendir.
GERİ
ANA
MENÜYE DÖN İLERİ
|
|
|