| O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil
ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde
ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir.
(Haşr Suresi, 24)
|
|
| |
| |
| |
| DNA
DNA molekülü canlı hücrelerinin çekirdeğinde
yer alır. Dört ayrı molekülün farklı diziliminden oluşan
DNA bir tür bilgi bankasıdır. Bu bilgi bankasında canlıyla
ilgili bütün fiziksel özelliklerin şifreleri yer alır.
İnsan DNA'sı kağıda döküldüğünde, ortaya yaklaşık 900
ciltlik bir ansiklopedi çıkacağı hesaplanmaktadır. Elbette
böylesine olağanüstü bir bilgi, tesadüf kavramını kesin
biçimde geçersiz kılmaktadır. |
|
| |
 |
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
|
| İman
Hakikatleri.Com
Harun Yahya |
|
| |
| İnsan Bedenindeki Haberci:
Hormonal Sistem
Siz bu yazıyı okurken, hiçbir şey hissetmeden ve hiçbir
karışıklık olmadan vücudunuzda çok sayıda işlem gerçekleşir.
Kalbinizin bir dakikada kaç kez atacağı, kemiklerinizde
depolanan kalsiyum oranı, kanınızdaki şeker yoğunluğu,
böbreklerinizin dakikada süzdüğü su miktarı ve bunlara
benzer binlerce detay vücudunuzdaki hücrelerin uyumlu
çalışması sayesinde gerçekleşir. Vücudunuzda 100 değil,
1000 ya da bir milyar değil, yaklaşık 100 trilyon hücre
vardır. Peki bu kadar çok sayıda hücrenin uyumunu sağlayan
nedir? İşte bu uyumu sağlayan vücudunuzdaki hormonal
sistemdir.
Bezelye
tanesi büyüklüğündeki hipofiz bezi, hormonların yöneticisi
ve düzenleyicisidir. Beynin "hipotalamus"
isimli bölgesinin kontrolü altında çalışır. Küçük bir
et parçası görünümünde olan hipofiz bezi, hipotalamustan
gelen bilgiler sayesinde sizin hangi şartlarda neye
ihtiyacınız olduğunu, bu ihtiyacı gidermek için hangi
organınızdaki hangi hücrelerin çalışması gerektiğini,
bu hücrelerin kimyasal mekanizmalarını, fiziksel yapılarını,
üretilmesi gereken ürünleri ve üretimin durdurulması
gerektiği zamanı bilir. Ayrıca çok özel bir haberleşme
sistemi sayesinde bu ihtiyaçların karşılanması için
gerekli yerlere bütün emirleri verir.
Örneğin, insan vücudu ergenlik döneminin sonuna kadar
gelişir. Trilyonlarca hücre bölünerek çoğalır, böylece
doku ve organların büyümesi sağlanır. Belirli bir büyüklüğe
ulaşıldığında dokularda büyüme faaliyeti durur. İşte
ne kadar büyümeniz gerektiğini bilen ve bu büyüklüğe
ulaştığınızda büyümenizi durduran hipofiz denilen bezdir.
Hipofiz aynı zamanda vücudunuzdaki karbonhidrat ve yağ
metabolizmasını düzenler. Gerektiği zaman hücrelerinizde
yapılan protein üretimini artırır.
Siz sadece bir baş dönmesi ya da bir rahatsızlık hissedersiniz
ve bunun üzerine bir süre dinlenirsiniz ve rahatsızlığınız
geçer. Eğer bu rahatsızlığın nedeni kan basıncınızın
düşmesi ise hipofiz bezi hemen devreye girer. Hipofizin
salgıladığı moleküller, damarların etrafındaki kasların
büzülmesini sağlar. Milyonlarca kasın büzülmesi ve damarların
küçülmesi kan basıncını artırır; siz de kendinizi iyi
hissedersiniz.
Hipofiz bezi hormonların toplu olarak salgılandığı
bölgelerden sadece biridir. Bunun dışında böbreküstü
bezi, pankreas, eşeysel bezler, tiroid bezleri gibi
bölgelerde de hayatın devamı için son derece önemli
hormonlar salgılanır. Bu bölgelerden herhangi birinin
bozulması veya eksik çalışması durumunda hayatın sürdürülmesi
imkansız hale gelir. İnsan vücudundaki diğer sistemler
gibi hormonal sistem de kusursuz bir bütünlük içinde
çalışır. Bu bütünlüğü sağlayan, insan vücudundaki bu
kusursuz haberleşme sistemini yaratan hiç kuşkusuz ki
yüce Allah'tır.
|
|
| |
| Akciğerlerdeki
Etkileyici Tasarım Akciğerleriniz
sizin hareketlerinize göre kendini ayarlayan muhteşem
bir organdır. Koştuğunuzda akciğerleriniz çok daha fazla
çalışır ve artan oksijen ihtiyacınızı karşılar, oturduğunuzda
ise daha yavaş çalışır, ancak hiç durmaz. Yaşadığınız
süre boyunca akciğerleriniz bir hava pompası gibi hiç
durmadan vücut içine hava alıp, daha sonra bunu dışarı
pompalar. Bunu yaparken de solunum sisteminin diğer
elemanları ile birlikte bir uyum içinde hareket eder.
Çünkü nefes alabilmek için akciğerin varlığı tek başına
yeterli değildir. Akciğerin çalışmasını sağlayacak bir
dış güce de ihtiyaç vardır. Bu güç göğüs kafesinin hemen
altındaki diyafram ve kaburga kemiklerinin aralarında
bulunan kaslar sayesinde kazanılır.
Nefes alıp verirken, kendinize şöyle bir bakın. Kaburga
kemiklerinizin dışarı ve yukarı doğru hareket ettiğini
göreceksiniz. Bu sırada akciğerin altında bulunan diyafram
kası da aşağı doğru yassılaşır. Akciğer nefes borusundaki
havayı aşağıya doğru çeker. Soluk verildiği zaman da
kaburga kemikleri içeri doğru geri çekilir. Kaburganın
altında bulunan diyafram kası yukarı doğru hareket eder.
Akciğer sıkışınca küçük keseciklerdeki hava nefes borusundan
dışarı çıkmaya zorlanır.
Koşmak, gülmek, yürümek, yatmak… Siz bunları hiç düşünmeden
yaparsınız, ancak bütün bu değişik hareketler sırasında
akciğerlerinizde vücudunuzun oksijen ihtiyacını belirleyen
otomatik bir solunum denetim sistemi çalışmaktadır.
Hareket halindeyken vücut hücrelerinin aktiviteleri
artar, hücreler daha çok güç ve enerji harcar. Bu yüzden
vücuttaki 100 trilyona yakın hücre normalden daha fazla
oksijene ihtiyaç duyar. Oksijen ihtiyacının artmasının
yanısıra hücrelerin ürettikleri fazla karbondioksitin
de vücuttan hemen atılması gerekmektedir. Eğer artan
oksijen talebi karşılanmazsa bu durumdan bütün vücut
hücreleri zarar görür. Bu nedenle solunum hızlanır,
yani akciğerler daha hızlı çalışır.
Son derece hayati olan bu durum yine mucizevi bir sistem
sayesinde çözüme kavuşturulmuştur. Beyin sapı olarak
adlandırılan bölgede kandaki karbondioksit oranını devamlı
kontrol eden alıcılar vardır. Bu alıcıların bağlı olduğu
merkezler, içinde bulunulan duruma göre akciğerlerin
çalışmasını sağlayan kaslara gerekli emirleri gönderir.
Beyin sapı haricinde akciğerlerin dış yüzeyinde bulunan
basınca karşı hassas algılayıcılar da, akciğerin gereğinden
fazla gerilmesi durumunda beyin sapına, solunum derinliğinin
azaltılması için gerekli olan emirleri gönderirler.
Bu işlemler her gün, her saniye, her an hiç durmadan
tekrarlanır.
Birbirini tamamlayan birçok dengeden oluşan bu sistemin
kendiliğinden kör rastlantılar sonucu oluştuğunu iddia
etmek elbette ki mümkün değildir. İnsan vücudundaki
solunum sistemi Allah'ın yaratma sanatının örneklerinden
sadece biridir.
|
|
| |
Gelişmiş Bir Klima, Kusursuz
Bir Algılayıcı: Deri
Bir tüyü ellediğinizde yumuşaklığını, bir kayayı tuttuğunuzda
sertliğini hissedebiliyorsunuz. Çünkü deriniz bütün
bunları algılayıp beyninize gereken sinyalleri göndererek
sizin cisimleri kafanızda şekillendirmenizi sağlayacak
özelliklerdedir.
İnsan derisinin altında yer alan dokunmaya hassas sinirler,
olabilecek en iyi biçimde duyarlılaştırılmış ve vücuda
dağıtılmışlardır. En çok sinir ucu, parmak uçlarında
bulunur. Bu da size hareket kolaylığı sağlar ve hiçbir
rahatsızlık vermez. Buna karşın daha "önemsiz"
bölgelerde, örneğin sırt bölgesinde oldukça az sayıda
sinir ucu vardır. Bu çok önemli bir avantajdır. Bunun
aksinin olduğunu düşünelim: Parmak uçlarının son derece
duyarsız olduğunu, tüm sinir uçlarının sırtta toplandığını
varsayalım. Bu, kuşkusuz oldukça zorluk verici olurdu;
elimizi doğru düzgün kullanamazken, sırtımıza temas
eden en ufak maddeyi bile -mesela elbisemizin kıvrımlarını-
hissederdik.
İnsan derisi birçok tabakadan oluşan, içinde algılayıcı
sinirler, dolaşım kanalları, havalandırma sistemleri,
ısı ve nem ayarlayıcıları bulunan, gerektiğinde bir kalkan
gibi Güneş ışınlarından vücudu koruyan karmaşık bir organdır.
Bu özellikleri nedeniyle insan, derisinin bir bölümünün
tahrip olması durumunda hayati tehlike içine girebilir.
Birbirinden tamamen farklı yapılardan meydana gelen
derinin alt kısmında yağdan oluşan bir katman vardır.
Bu yağ katmanı ısıya karşı yalıtım görevi görür. Bu
tabakanın üstünde deriye esneklik özelliğini veren ve
büyük kısmı proteinlerden oluşan başka bir bölüm vardır.
Derimizin 1 cm altını kaldırdığımızda karşılaşacağımız
manzara, işte bu yağların ve proteinlerin oluşturduğu,
çok çeşitli damarların da bulunduğu estetik olmayan,
hatta ürkütücü bile sayılabilecek bir görüntü olacaktır.
Deri, bütün bu yapıları kapatıcı özelliği sayesinde
hem vücudumuza çok önemli bir estetik katkıda bulunurken,
hem de tüm dış etkenlerden korunmamızı sağlar. Derimizi
bizim için hayati yapan görevlerinden birkaç tanesini
saymak ve bunların üzerinde düşünmek derimizin varlığının
ne kadar önemli olduğunun anlaşılması için yeterli olacaktır.
İnsan derisi vücudun su dengesinin bozulmasını engeller,
dayanıklı ve esnektir, kendi kendini yenileyebilir,
vücudu zararlı ışınlardan korur, dış dünya ile olan
bağlantıyı sağlar, soğuk ya da sıcak havalarda vücut
sıcaklığını korur.
Her türlü ihtiyacı karşılayan gelişmiş bir klima ve
hassas bir detektör gibi hareket eden insan derisi,
hem görsel olarak sağladığı güzellikle hem de insanı
koruyan özellikleriyle Allah tarafından yaratılmış bir
nimettir. Tek bir özelliği için sayfalar dolusu kitaplar
yazılan deri Allah'ın yaratışındaki ihtişamını bize
bir kere daha göstermektedir.
|
|
| |
Kemiklerdeki Kafes Sistemlerin
Dayanıklılığı
Vücudun
taşınması ve korunması gibi önemli bir görevi üstlenen
kemikler, bu işi rahatlıkla yerine getirebilecek kapasite
ve sağlamlıkta yaratılmışlardır. Örneğin; uyluk kemiği,
dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir.
Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığımızın
üç katı kadar bir yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek
atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin
her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz
kalır.
Kemiklerdeki tasarımın mükemmelliğinin tam olarak anlaşılması
için şöyle bir benzetme yapalım. İnsanoğlunun kullandığı
en sağlam ve kullanışlı malzemelerden biri çeliktir.
Çünkü çelik hem sağlam, hem de esnek bir maddedir. Ancak
kemikler katı çelikten daha sağlamdır ve 10 kat daha
esnektir. Kemikler çelikten ağırlık bakımından da üstün
bir yapıya sahiptirler. Bir çelik karkas insan iskeletine
kıyasla 3 kat daha ağırdır.
Kemiklerdeki kusursuz tasarımı günümüz yapılarıyla
karşılaştırmak da mümkündür. Yirminci yüzyılın ikinci
yarısına kadar büyük ve yüksek yapılar yapmak insanoğlu
için masraflı, uzun zaman gerektiren ve zor bir işti.
Fakat teknolojinin ilerlemesi ile birlikte yapı tasarımında
birçok teknik geliştirildi. Bu tekniklerin en önemlilerinden
biri "kafes sistemler" olarak bilinen sistemdir.
Bu yönteme göre yapının taşıyıcı elemanları, yekpare
bir yapıda değildir; bunun yerine birbiri içine geçmiş,
kafes şeklinde çubuklardan oluşur. Bilgisayarlarda yapılan
karmaşık hesaplar sayesinde, bu teknik kullanılarak
büyük köprüler ve endüstriyel yapılar çok daha dayanıklı
ve çok daha ucuza inşa edilmektedir.
Kemiklerin iç yapısı da insanların binalarda ve köprülerde
kullandığı kafes yapı sistemine göre inşa edilmiştir.
Bir kemik kesilip incelendiği zaman iç yapısında oldukça
ilginç bir sistem görülür. Binlerce küçük çubuk iç içe
geçerek karmaşık bir yapı oluşturur. İşte bu yapı, kemiklerin
içinde inşa edilmiş olan kafes sistemdir. Bu sayede
kemikler hem son derece sağlam, hem de insanın rahatlıkla
kullanabileceği hafifliktedirler.
Eğer aksi olsaydı, yani kemiklerin içi, dışı gibi sert
ve tamamen dolu olsaydı, hem kemiklerin ağırlığı insanın
taşıyabileceğinin çok üzerinde olurdu, hem de kemiğin
yapısı sert olup en küçük bir darbede çatlama ve kırılma
yapardı.
İnsanoğlunun günümüz teknolojisini kullanarak taklit etmeye
çalıştığı kemiklerdeki yapı Allah'ın benzersiz yaratma
sanatının örneklerinden sadece bir tanesidir. Allah'ın
eksiksiz ve benzersiz yaratmasındaki ihtişamı her insanın
kendi bedeninde görmesi ve üzerinde düşünerek şükretmesi
gerekir. |
|
| |
Dünyanın En Büyük Dağıtım Ağı: Dolaşım Sistemi
100
trilyon haneli bir şehir olduğunu varsayalım; sizce
bu şehirdeki evlerin her birinin isteklerini anında
yerine getiren bir dağıtım şirketi olabilir mi? Pek
çok kimse bu soruya "elbette ki olamaz" şeklinde
cevap verir. Ancak buna benzer bir sistem her insanın
vücudunda zaten mevcuttur. Yalnız insan vücudundaki
evler hücrelerdir, dağıtım şirketi ise sayısız elemanıyla
insanın dolaşım sistemidir.
Dolaşım sisteminin elemanları insan vücudundaki yaklaşık
100 trilyon hücreyi teker teker gezer. Bu sistemin en
önemli elemanı kalptir. Kalp, kirli ve temiz kanın birbirine
karışmadan vücudun farklı bölgelerine pompalanmasını
sağlayan dört farklı odacığıyla, emniyet sübabı görevi
yapan kapakçıklarıyla son derece hassas dengeler üzerine
kurulmuş bir tasarıma sahiptir.
Kalbi incelediğimizde, bunun yalnızca bir pompadan
ibaret olmadığını, bir de bu pompanın bastığı kanın
yönünü belirleyecek "sübaplar" (kapakçıklar)
olduğunu görürüz. Bunlar, kalp kasları tarafından pompalanan
kanın, tam gereken anda gereken yönde hareket etmesini
sağlamaktadırlar. Dahası, kalp, büyük damarlar yoluyla
bir taraftan akciğere, bir taraftan da tüm vücuda bağlanır.
Vücuda giden damar, az sonra kendi içinde dallara ayrılır,
bu dallar daha küçük dallara, onlar da çok daha küçük
dallara ayrılırlar. Kılcal damarlara kadar inen bu ayrışma
büyük damarlara, sonra daha büyük damarlara ve sonra
çok daha büyük damarlara doğru birleşir. Ve tüm bunlar
yeniden kalbe döner. Kalpten de, kanın içindeki karbondioksiti
vermek ve yerine oksijen almak için akciğere yollanır.
Tüm bu dolaşım sistemi, yani kalp, damarlar ve akciğer
bir arada düşünüldüğünde ortaya çıkan şey ise, tam kompleks
bir sistemdir. (Buna, kanı temizlemekle görevli olan
böbrekleri, kandaki şeker oranını ayarlayan pankreas
bezini, kanın kimyasal bileşimini kontrol altında tutan
karaciğeri ve kandaki savunma sistemi elemanlarını da
eklediğinizde, ortaya ihtişamlı bir yapı çıkar.) Bu
kompleks sistemin parçalarının hepsi birbirleriyle uyumludur
ve birbirlerine çok düzgün bir biçimde bağlanmışlardır.
Birbirleriyle uyumlu olan tüm bu parçalar, ortak bir
amaca hizmet etmektedirler. Ve eğer tek bir parça dahi
eksik olsa, sistemde aksaklıklar ortaya çıkar. Bu ise
dolaşım sisteminin sahibi olan insanın ölümü ile sonuçlanabilecek
durumlara sebebiyet verebilir.
Hiçbir kalp, pompaladığı kanı temizleyecek bir akciğer
olmadıktan sonra, tek başına herhangi bir bedeni bir
dakikadan fazla yaşatamaz. Bu durumda dolaşım sisteminin
tek bir anda tüm parçalarıyla var olmuştur. Bu da, kalpteki
ve dolaşım sistemindeki kusursuz bir tasarımı yani yaratılmışlığı
gösterir ve Alemlerin Rabbi olan Allah'ın eşi benzeri
olmayan yaratma sanatını tanıtır.
GERİ
ANA
MENÜYE DÖN İLERİ
|
|
|