| Sudaki Kusursuz Tasarım...
| |
(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri
yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla)
gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını
bitirmek mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir
ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
(Neml Suresi, 60)
|
Güneş Sistemi'ndeki diğer 63 gök cisminden hiçbirinde yaşamın
temel şartı olan suyun bulunmadığını biliyor muydunuz? Oysa
yeryüzünün büyük bölümü sularla kaplıdır. Okyanuslar ve denizler
Dünya yüzeyinin toplam dörtte üçünü meydana getirir. Öte yandan
karalarda da sayısız göl ve nehir vardır. Yüksek dağların
zirvelerini kaplayan kar ise suyun donmuş halidir. Dünya'daki
suyun önemli bir bölümü de gökyüzündedir; bulutların her birinde
binlerce, bazen milyonlarca ton su bulunur. Bu suların bir
kısmı da zaman zaman damlalar halinde yere iner, yani yağmur
olur. Şu an solumakta olduğunuz havanın içinde de mutlaka
belirli miktarda su buharı vardır.
Yağmurlar, denizler, nehirler, akarsular, okyanuslar, musluğu
açtığınızda akan içilebilir su… İnsanlar suyun varlığına o
kadar alışıktırlar ki yeryüzünün büyük bölümünün sularla kaplı
olmasının önemini belki de hiç düşünmezler. Oysa su uzayda
gerçekten de çok nadir rastlanan bir bileşimdir. Bu nedenle
bilinen bütün gök cisimlerinin içinde yalnızca Dünya'da suyun
bulunuyor olması, üstelik de bu suların içilebilir nitelikte
olması son derece önemli bir konudur.
Susuz bir hayatın varolabilmesi mümkün değildir. Su, hayatın
temeli olması için özel olarak tasarlanmış, her türlü fiziksel
ve kimyasal özelliği ile hayat için yaratılmış bir maddedir.
Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı su sayesinde hayatlarını
sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun varlığı
sayesinde devamlılığını korur.
Suyun Şaşırtıcı Özellikleri
Suyun özellikle ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya
üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar.
Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz:
Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler.
Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar
daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri,
sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların
aksine, belirli bir ısıya (+ 4°C'ye) düşene kadar büzüşür,
daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha
da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha
hafiftir. Yani buz, aslında "normal" fizik kurallarına göre
suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.
Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok
önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde
yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen
donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı.
Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir.
Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu,
"gizli ısı" olarak bilinen kavramdır. Tüm sıvıların gizli
ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların
en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun "termal kapasitesi",
yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı,
bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir.
Suyun gizli ısısının ve termal kapasitesinin diğer sıvılara
göre çok yüksek olması da denizlerin karalara göre daha geç
ısınıp daha geç soğumalarını sağlar. Bu nedenle Dünya'da kara
üzerindeki ısı farklılıkları en sıcak yer ile en soğuk yer
arasında 140°C'ye kadar çıkarken, denizlerin ısı farklılığı
en fazla 15-20°C arasında değişir. Aynı durum gece-gündüz
arasındaki ısı farkında da yaşanır. Karada gece ile gündüz
arasındaki fark kurak ortamlarda 20-30°C'ye kadar çıkarken,
denizlerde en fazla birkaç derecelik bir ısı farkı olur. Sırf
denizler değil, atmosferdeki su buharı da çok büyük bir denge
sağlamaktadır. Gece-gündüz arasındaki ısı farkının, su buharının
çok az bulunduğu çöllerde çok fazla, deniz iklimi yaşayan
yerlerde ise çok daha az olması, bunun bir sonucudur.
Bundan başka suyun termal iletkenliği, yani ısıyı iletebilme
yeteneği de bilinen diğer herhangi bir sıvıdan en az dört
kat daha yüksektir. Buzun ve karın termal iletkenlikleri ise
düşüktür. Suyun bu özelliği de çok önemli bir işlev görmektedir.
Buz, havadaki soğuğu, altındaki su tabakasına çok az iletir.
Böylece dışarıdaki hava -50°C'yi bulsa bile, denizin üstündeki
buz tabakası 1-2 metreyi geçmez. Foklar, penguenler ve diğer
kutup hayvanları, bu sayede denizin üstündeki buzu delip alttaki
suya ulaşabilirler.
Suyun bu kendine özgü termal özellikleri sayesinde, kış ile
yaz ya da gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı daima
insanların ve diğer canlıların dayanabileceği bir sınırda
kalmaktadır. Dünya üzerindeki su miktarı karalara oranla daha
az olmuş olsaydı, gece ile gündüz sıcaklıkları arasındaki
fark çok artacak, karaların büyük kısmı çöle dönecek ve yaşam
imkansızlaşacak ya da en azından çok zorlaşacaktı. Okyanusların
varlığını düşünelim. Okyanuslar güneş ışınlarını karadan daha
az yansıtır, böylece karalardan daha fazla güneş enerjisi
alır, ama bu ısıyı kendi içinde karalara göre daha dengeli
biçimde dağıtır. Bu sayede okyanuslar daha sıcak olan ekvator
bölgelerini serinleterek aşırı sıcak olmalarını, kutup bölgelerinin
soğuk sularını da ısıtarak aşırı soğuk olmalarını ve bunun
sonucunda da tamamen donmalarını engeller. Eğer böyle olmasa
ne olurdu?
Su "Normal" Davransaydı Ne Olurdu?
Su "normal" davransaydı, tüm diğer sıvılar gibi onun da ısı
kaybına paralel olarak yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun
dibine batsaydı ne olurdu? Bu durumda okyanuslar, denizler
ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alltan başlayan donma,
yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı
doğru devam edecekti. Böylece Dünya'daki göllerin, denizlerin
ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline
gelecekti. Denizlerin yüzeyinde sadece birkaç metrelik bir
su tabakası kalacak ve hava sıcaklığı artsa bile, dipteki
buz asla çözülmeyecekti. Böyle bir Dünya'nın denizlerinde
hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik
sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası
Dünya, eğer su "normal" davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.
Suyun neden "normal" davranmadığı, yani 4°C'ye kadar büzüştükten
sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin
cevaplayamadığı bir sorudur.
Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun özellikleri,
bu sıvının insan yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu
göstermektedir. Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin
olmaması, bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki
bir tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış
olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır.
Tüm canlılar için büyük bir nimet olarak suyu yaratan Allah'tır.
Allah Vakıa Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler
mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer
dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez
mi? (Vakıa Suresi, 68-70)
|