| Vücudumuzdaki Kanın Hayati
Fonksiyonları...
| |
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında
mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır;
O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte
ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor."...
(İbrahim Suresi, 10)
|
Kan bedenimize canlılık vermek için yaratılmış
bir yaşam sıvısıdır. Bedenimizde dolaştığı sürece onu ısıtır,
soğutur, besler, korur, ona enerji verir ve içindeki zehirli
maddelerin atılmasını sağlar. Bedenimizdeki haberleşmenin
neredeyse tamamını üstlenir. Ayrıca damarlarda oluşan her
yırtığı anında kapatır. Sistem böylelikle kendini sürekli
olarak yeniler. 60 kg. ağırlığındaki bir insanın damarlarında
ortalama 5 lt. kan dolaşır. Kalp, bu miktarı bedende rahatlıkla
bir dakikada dolaştırabilir. Ancak, fiziksel bir zorlanma
sırasında ya da spor yaparken bir dakikada bu miktarın beş
katını dolaştırabilir.
Oksijen Taşıyıcısı
Soluduğumuz hava, yaşamın en gerekli maddesidir.
Ateşin, odunu yakabilmesi için nasıl oksijene gereksinimi
varsa, hücrelerin de enerji üretimi sırasında şekeri parçalayabilmek
için oksijene gereksinimleri vardır. Bunun için, oksijenin
akciğerlerden kaslara ulaştırılması gereklidir. İşte, karmaşık
bir boru hattına benzetebileceğimiz kan dolaşım sistemimiz
de bu görevi üstlenir. Oksijeni taşıma görevini, alyuvarların
içindeki hemoglobin molekülü yerine getirir. Yassı, yuvarlak
ve her iki yanı basık bir yapıda olan alyuvarların yalnızca
biri neredeyse 300 milyon hemoglobin taşır. Alyuvarların,
kusursuz bir çalışma sistemi vardır. Oksijeni taşımakla kalmayıp,
onu gerektiği yerde de bırakabilirler. Bunu da en gerekli
yer ve zamanda, örneğin çok çalışan bir kas hücresinin yanından
geçerken yaparlar. Alyuvarlar, oksijeni bu şekilde gerekli
dokulara verirken, şekerin yakılmasından açığa çıkan karbondioksiti
de alarak akciğere taşır ve orada bırakırlar. Bunun ardından
hemen yeniden oksijenle bağlanır ve onu yeniden gerekli dokulara
taşırlar.
Basıncı Ayarlı Bir Akışkan
Hemoglobin molekülleri oksijenin yanısıra
azotmonoksit (NO) gazını da taşır. Eğer bu gaz kanda taşınmasıydı,
kan basıncı sürekli değişim gösterecekti. Hemoglobin ayrıca
azotmonoksit yardımıyla bir dokuya ne kadar oksijen verileceğini
de denetlemektedir.
İdeal Tasarımlı Hücreler
Alyuvarlar, miktar bakımından diğer kan hücrelerine
göre çoğunluktadır. Yetişkin bir erkeğin damarlarında 30 milyar
alyuvar yüzer. Bu sayıdaki alyuvarlarla bir futbol sahasının
neredeyse yarısı kaplanabilir. Kanımıza, dolayısıyla tenimize
renk veren hücreler alyuvarlardır. Alyuvarlar yassı disklere
benzer. Esneklikleri sayesinde de en dar kılcal damarlardan
ya da en küçük gözeneklerden geçebilirler. Alyuvarların bu
esneklik özelliği olmasaydı, vücudun pek çok noktasında takılı
kalırlardı. Çünkü kılcal damarlar yalnızca 4-5 mikrometre
kalınlığındadırlar (1 mikrometre=milimetrenin binde biri).
Oysa alyuvarların çapları 7,5 mikrometredir.
Eğer alyuvarlar böylesine büyük bir esneme
özelliğinde yaratılmamış olsalardı ne olurdu? Bu sorunun cevabını
şeker hastalığını araştıranlar bilir. Şeker hastalarının kan
hücreleri genellikle esnekliklerini yitirir. Bu nedenle, hastaların
gözlerindeki hassas dokular esnek olmayan kan hücreleri tarafından
tıkanır. Bu tıkanma ise körlüğe yol açabilir.
Otomatik İşleyen Acil Durum Sistemi
Bir alyuvar hücresi bedende yaklaşık 120
gün dolaşır. Bu sürenin sonunda görevini tamamlamış olur ve
makrofaj adlı savunma hücreleri tarafından yenir. Bu kayıp,
sürekli tekrarlanan bir üretimle dengelenir. Normal koşullarda,
saniyede 2,5 milyon alyuvar üretilir, ancak gerektiğinde bu
sayı artırılabilir. Üretim hızı, eritropoietin adlı bir hormon
yardımıyla dengelenmektedir. Örneğin kaza sonucunda oluşan
ağır kanamalarda ya da burun kanaması gibi durumlarda alyuvar
kaybı hızla dengelenir. Ayrıca alyuvarların ek üretimi, solunan
havadaki oksijen miktarının düşmesi durumunda da gerçekleşir.
Örneğin Himalaya dağlarına tırmanıyorsanız, havadaki oksijen
giderek düşecek, vücut ise azalmakta olan oksijeni daha yüksek
bir verimle kullanabilmek için böyle bir tedbiri kendiliğinden
alacaktır.
Mükemmel Bir Ulaşım Sistemi
Kandaki hücrelerin dışında, vücuda giren
birçok madde de kanın plazma denen kısmında taşınır. Bu sıvı,
kan hücreleri içermediğinden sarı berrak bir renktedir. Plazma,
beden ağırlığının % 5'ni oluşturur ve bunun da % 90'dan fazlası
sudur. İçinde tuzlar, mineraller, karbonhidratlar, yağlar
ve yüzlerce değişik türde protein yüzer. Kandaki proteinlerin
bazıları taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar yağları kendi üzerlerine
bağlayıp onları gerekli dokulara ulaştırır. Eğer yağlar proteinler
tarafından bu şekilde taşınmasaydı, birbirleriyle birleşir
ve kanda, çorbadaki yağ öbekleri gibi, denetimsiz bir şekilde
yüzerlerdi. Bu ise ölümcül sağlık sorunları meydana getirirdi.
Bedendeki özel haberci görevini ise plazmada
dolaşan hormonlar üstlenir. Hormonlar, organlar ve hücreler
arasında kimyasal mesajlar taşıyarak haberleşmeyi sağlar.
Albümin, sayıca en fazla olan plazma proteinidir
ve bedende bir anlamda taşıyıcılık görevi yapar. Kolestrol
gibi yağları, hormonları , zehirli bir safra kesesi maddesi
olan sarı bilirubini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar.
Zehirleri karaciğerde bırakır, besin maddelerini ve hormonları
ise gerekli oldukları yerlere götürür.
Özel Denetim Mekanizmaları
Besin maddelerinin, atardamarlardan gerekli
oldukları dokulara ulaşabilmesi için, doku duvarını aşması
gerekir. Doku duvarı, çok küçük gözeneklere sahip olsa da,
hiçbir madde kendiliğinden bu duvardan geçemez. İşte bu sorunu
çözen ve besinleri doku duvarından geçiren etken, kan basıncıdır.
Ancak besin maddelerinin dokulara gerektiğinden fazla geçmesi
durumunda ise, bu kez dokuda iltihaplanma oluşacaktır. Bu
nedenle, kan basıncını dengelemek için, sıvıyı kana geri çeken
bir mekanizma kurulmuştur. Bu görevi yine albümin üstlenir.
Albümin, doku duvarlarındaki küçük gözeneklerden geçmek için
fazla büyüktür ve kandaki yüksek yoğunluğu nedeniyle, suyu
bir sünger gibi emer. Albümin olmasaydı beden, adeta suda
beklemiş bir fasulye gibi şişerdi.
Beyinde ise, kandaki maddelerin denetimsiz
bir biçimde doku duvarlarından geçmemesi gereklidir. Çünkü
istenmeyen bir madde sinir hücrelerine (nöronlara) zarar verebilir.
Bu nedenle beyin, zarar gelebilecek tüm olasılıklara karşı
korunur. Gözenekler, yoğun hücre tabakaları ile kapatılmıştır.
Her maddenin, dokuya kolayca ulaşmak yerine, bir kontrol noktasından
geçer gibi öncelikle bu hücreleri aşması gerekir. Bu şekilde,
bedenin en duyarlı organına dengeli bir besin akışı sağlanmış
olur.
Vücuttaki Termostat
Kan, zehirler, gazlar, akyuvarlar, vitaminler
ve başka maddeler dışında, ısıyı da taşır. Isı, hücrelerdeki
enerji kazanımı sırasında yan ürün olarak açığa çıkar. Isıyı
bedenin geneline dağıtmanın ve beden sıcaklığını dış ortam
sıcaklığına göre ayarlamanın yaşamsal önemi vardır. Eğer vücudumuzun
ısı dağıtım sistemi olmasaydı, kol gücüyle yaptğımız bir iş
sonucunda kollarımız aşırı derecede ısınır, diğer bölgelerimiz
ise soğuk kalırdı. Böyle bir yapı, metabolizmaya büyük zarar
verdi.
İşte bu nedenle ısı bedene dağıtılır. Bunun
yolu da kan dolaşımıdır. Beden geneline yayılan bu ısının
düşürülmesi için de terleme mekanizması devreye girer.
Dahası, deri altındaki kan damarları genişler
ve böylece kanın taşıdığı ısıyı havaya bırakması kolaylaştırılır.
Bu nedenle koştuğumuz ya da yüksek tempolu başka bir fiziksel
iş yaptığımız zaman, damarların genişlemesi sonucunda yüzümüz
kızarır.
Kan, soğutma kadar ısıyı koruma işinde de
büyük rol oynar. Soğuk bir havada derimizin altındaki kan
damarları daralır.
Bundaki amaç, dışarıdaki havaya yakın olan
bölgelerdeki kanı azaltmak ve böylece soğumayı minimuma indirmektedir.
Üşüyen bir insanın ten renginin beyazlaşmasının nedeni, vücudun
otomatik olarak aldığı bu tedbirdir.
Vücudumuzun içinde bu derece hayati görevleri
olan kan, bütün özellikleriyle birlikte aynı anda, tek bir
Yaratıcı tarafından yaratılmıştır.
Bu Yaratıcı, üstün ilim ve kudret sahibi
olan Allah'tır.
|