| Harika Canlılar:Kelebekler...
| |
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan
başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse
O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.
(Enam Suresi, 102)
|
Dünyada var olan milyonlarca bitki ve hayvan çeşidi, Yaratan'ın
varlığını ve gücünü ispatlayan birer delil olarak karşımıza
çıkar.
Burada sadece kısıtlı birkaç örneğini vereceğimiz bu canlıların
aslında her biri ayrı ayrı incelenmeye değecek niteliktedir.
Hepsinin farklı bir vücut sistemi, değişik savunma taktikleri,
apayrı beslenme şekilleri, ilgi çekici üreme metotları vardır.
Kuşkusuz tüm canlıları bu özellikleriyle, tek bir kitapta
anlatmak mümkün değildir. Böyle bir şey yapabilmek için ciltler
dolusu ansiklopedi yazmak gerekir.
Ancak burada vereceğimiz sayılı bir kaç örnek dahi dünya
üzerindeki yaşamı tesadüfle açıklamanın mümkün olmadığını
kanıtlayacaktır.
Tırtıldan Kelebeğe
Sizin 450-500 kadar yumurtanız olsa ve bunları dışarıda muhafaza
etmeniz gerekse ne yapardınız? Onların, rüzgar gibi doğa şartlarının
etkisiyle saçılıp dağılmalarını önleyecek bir tedbir almanız
kuşkusuz ki en akılcı olandır. İşte dünyanın tek seferde en
fazla yumurta yumurtlayan canlılarından biri olan ipek böcekleri
(450-500), yumurtalarını muhafaza etmek için çok akılcı bir
yönteme başvururlar: Yumurtaları salgıladıkları yapışkan bir
maddeyle (iplikle) birbirlerine bağlayarak, etrafa saçılıp,
dağılmalarını engellerler.
Yumurtadan çıkan tırtıllar, ilk iş olarak kendilerine uygun
bir dal bulur ve daha sonra da aynı iplikle oraya bağlanırlar.
Ardından gelişebilmeleri için salgıladıkları bu iplikle kendilerine
koza örmeye başlarlar. Hayata gözlerini yeni açmış bir tırtılın
bu işlemi yapması, durup dinlenmeksizin 3-4 gün sürer. Bu
süre içerisinde tırtıl, binlerce kez dönerek, ortalama 900-1500
m. uzunluğunda bir iplik çıkarır. Bu işlem bitince de hiç
dinlenmeden yeni bir işe başlar ve güzel bir kelebek olmak
üzere değişim geçirmeye başlar.
Ne anne ipek böceğinin yavrusunu muhafaza edebilmek için
aldığı tedbir, ne de herşeyden habersiz, henüz hiçbir eğitime,
bilgiye sahip olmayan küçücük bir tırtılın gösterdiği davranışlar
evrimle izah edebilecek olaylar değildir. Herşeyden önce annenin,
yumurtaları yapıştırmak için kullandığı ipliği üretebilmesi
mucizevidir. Yumurtadan yeni çıkan bir tırtılın kendisi için
gerekli ortamı tanıyıp ona uygun koza örmesi, ardından değişim
geçirmeye başlaması ve bu değişimi problemsiz olarak geçirebilmesi
ise insan aklının anlayış sınırlarını zorlamaktadır. Bu durumda
her tırtılın dünyaya ne yapması gerektiğini bilir bir şekilde
geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu da, tüm bunların
henüz dünyaya gelmeden "öğretilmiş" olduğu anlamına gelecektir.
Bunu bir örnekle açıklayalım. Eğer yeni doğmuş bir bebeğin,
doğumundan sadece bir kaç saat sonra ayağa kalktığını, dahası
kendisine bir yatak yapmak için malzeme (yorgan, yastık, minder
vs.) topladığını ve bunları düzgün bir biçimde birleştirip
bir yatak yapıp içine yattığını görürseniz, ne düşünürsünüz?
Olayın şaşkınlığını üzerinizden attığınızda, varacağınız en
mantıklı sonuç, bu bebeğin böyle bir işlemi yapması için henüz
anne karnında olağanüstü bir yolla bir şekilde "eğitilmiş"
olduğunu düşünmektir. Tırtılların durumu, bu örnekteki bebeklerden
farksızdır.
Bu da bizi yine aynı sonuca ulaştırır: Bu canlılar, kendilerini
yaratan Allah'ın belirlediği biçimde doğmakta, davranmakta
ve yaşamaktadırlar. Kuran, Allah'ın balarısına vahyettiğini
ve ona bal yapmayı (Nahl Suresi, 68-69) emrettiğini haber
vermekle, aslında canlılar dünyasındaki büyük sırrın bir örneğini
bildirmiş olur. Bu sır, tüm canlıların Allah'ın iradesine
boyun eğmiş olarak, O'nun belirlediği kaderi izledikleri gerçeğidir.
Arı bu nedenle bal yapar, ipek böceği bu nedenle ipek üretir.
Kanatlardaki Simetri
Kelebeklerin kanatlarına dikkatle baktığımızda kusursuz bir
simetrinin hakim olduğunu görürüz. Bu tül görünümlü kanatlar,
şekillerle, beneklerle ve renklerle süslenmiş olarak yaratılmış
ve sonuçta her biri birer sanat harikası olan görüntüler meydana
gelmiştir.
Kelebeklerin kanatlarında, ne kadar karmaşık olursa olsun,
her iki taraftaki desenin ve renklerin tıpatıp birbirleriyle
aynı olduğunu fark edebilirsiniz. En ufak bir nokta dahi her
iki kanatta birden yer alır, dolayısıyla ortaya kusursuz bir
düzen ve simetri çıkar.
Aynı zamanda o incecik kanatlardaki bir renk, diğerine hiçbir
şekilde karışmaz ve var olan renkler keskin çizgilerle birbirlerinden
ayrılır. Oysa bu renkler üst üste dizilen pulcukların bir
araya gelmesiyle oluşur. Elinizi dokunduğunuz an dağılıveren
bu pulcuklar nasıl oluyor da sıralarını hiç şaşırmadan aynı
deseni tutturacak şekilde iki kanatta da dizilebiliyorlar?
Tek bir pulun bile yer değiştirmesi kanatlardaki simetrinin
bozulmasına ve estetiğin kaybolmasına neden olabilir. Oysa
yeryüzündeki hiçbir kelebeğin kanadında bir düzensizlik göremezsiniz.
Sanki her biri bir ressamın elinden çıkmış gibi düzgün ve
estetik görünümlüdür. Çünkü gerçekten de üstün bir Yaratıcı
tarafından var edilmişlerdir.
Tüm kainatın Sahibi olan Allah, "örneksiz yaratan" sıfatını
kelebek kanatlarında da bizlere göstermektedir.
Canlılardaki Düşündürücü Özellikler...
Düşünen, akıl ve vicdan sahibi olan her insan için yerde,
gökte, denizin derinliklerinde, uçsuz bucaksız evrenin her
köşesinde Rabbimiz'in örneksiz yaratışının sayısız delilleri
bulunmaktadır. Bu Rabbimiz'in Bedi sıfatının tecellisi olarak
bazı canlılara yansır.
Bu benzersiz özelliklere sahip olan canlılardan biri kutup
ayılarıdır. Hepimizin bildiği gibi kutup ayıları kar fırtınalarının
kimi zaman 120-140 kilometre hıza ulaştığı, yılın 12 ayında
karla ve buzlarla kaplı bir bölgede, son derece zor koşullarda
yaşarlar. Ancak Rahman olan Allah onları bu zor koşullara
dayanıklılık gösterebilecekleri şekilde yaratmıştır. Kutup
ayılarının derilerinin altında, 10 santimetre kalınlığında
bir yağ tabakası vardır ve bu özellikleri gerekli olan ısı
yalıtımını sağlamak için yeterlidir. Bu sayede kutup ayıları
buzlu sularda saatte 10-11 km hızla, 2000 km uzağa kadar yüzerek
gidebilirler. Peki tamamı karla kaplı bir yerde kutup ayıları
besinlerini nasıl bulacaklardır? Kutup ayıları en çok fok
balıkları ile beslenirler. Fok balıkları ise buz ve kar tabakalarının
altında yaşarlar. Ama bu kutup ayılarının onları bulmasında
bir problem oluşturmaz. Çünkü kutup ayılarının koku alma duyuları
öylesine keskindir ki, 1.5 m kalınlığındaki kar tabakasının
altındaki fok balığının kokusunu bile rahatça algılayabilirler.
Bazı canlılarsa soğuk havalara kış uykusuna yatarak dayanıklılık
gösterirler. Peki bu canlılar donmamayı nasıl başarırlar?
Bazı kurbağaların kış uykusu sırasında vücutlarında buz kristalleri
oluştuğu keşfedilmiştir. Bu kurbağalardan gri ağaç kurbağası
ve ilkbahar kurbağası gibi türlerin hepsi, kışları don olaylarının
görüldüğü coğrafi bölgelerde yaşarlar. Kış uykusuna yattıklarında
bu canlılarda hiçbir hayat belirtisi görülmez. Kalp atışları,
nefes alışverişleri ve kan dolaşımları tamamen durur. Buz,
kurbağanın derisini, karnını ve kas liflerini tamamen kaplar.
Öyle ki aort damarı kesildiğinde dahi kurbağalarda herhangi
bir kanama olmaz, kalp ve diğer hayati organlar soluk bir
renk alır. Kol ve bacaklar sert, gözler ise pusludur. Buzlar
çözüldükten sonra görülen ilk hayat işareti kalbin tekrar
atmaya başlamasıdır. Hayvan ilk önce seri halde nefes alıp
verir. Ağaç kurbağası ve diğer canlılardaki en önemli özellik
bol miktarda glikoz üretebilmeleridir. Glikoz, donmuş kurbağanın
vücudunda oldukça önemli bir göreve sahiptir. Örneğin hücrelerden
su çekilmesini önler, bu sayede büzülme olayı da engellenmiş
olur. Böylece kurbağanın hücreleri bu donma olayından hiçbir
zarar görmezler.
Zorlu koşullara dayanıklılıkları ile tanınan bir diğer canlı
türü de develerdir. Kuran'da "Bakmıyorlar mı o deveye nasıl
yaratıldı." (Gaşiye Suresi, 17) ayetiyle dikkat çekilen develer
en ağır şartlardan bile etkilenmeyen vücut yapılarına sahiplerdir.
Örneğin "hecin develeri" çöllerde hiç susuzluk çekmeden çok
uzun süre kalabilirler. Bunun nedeni, devenin hörgücünde su
depolayabilmesi değil, hörgücünde biriktirdiği yağlardır.
Bu yağlar susuzluk zamanında parçalanırlar ve bu sayede hidrojen
açığa çıkar. Hidrojen, hayvanın soluma sonucu aldığı oksijenle
birleşir ve bu sayede devenin yaşayabilmesi için gerekli su
vücut içinde oluşur. Yağın suya dönüştürülmesi ancak özel
mekanizmalarla laboratuvar şartlarında elde edilebilir. Yağın
kendi kendine parçalanarak hidrojen açığa çıkarması ve bunun
oksijenle yine kendi kendine birleşerek suya dönüşmesi imkansızdır.
Bu işlemlerin hepsinin gerçekleşmesi için özel mekanizmalar
gerekmektedir ve deve bu mekanizma ile yaratılmıştır.
Çöllerde hayatta kalmanın en önemli şartı suyu idareli kullanmaktır.
Suyu idareli kullanmanın bir yolu da, çoğu vaktini yerin altında
geçiren canlılarda olduğu gibi, nefesi iyi kullanmaktır. Yerin
altında yaşayan canlıların nefes alıp vermeleri yuvalarında
nemli bir ortam oluşturur, böylece vücut yoluyla su kaybını
en aza indirmiş olurlar. Afrika'nın çöllerinde yaşayan gerbil
(arka bacakları uzun olan, tüylü kuyruklu, ufak bir hayvan)
bu nemi çok iyi kullanır. Bunlar uyurlarken yuvalarına kuru
tohumlar koyarlar. Bu tohumlar havadaki nemi emer ve gerbiller
uyandıklarında bu tohumları yiyerek gündüz nefesleriyle kaybettikleri
suyun bir kısmını geri kazanmış olurlar.
Çöllerde yaşayan başka canlılar da dayanılmaz sıcağa ve kuraklığa
dayanmalarını sağlayan çok önemli özelliklere sahiplerdir.
Örneğin maça ayaklı karakurbağası yılın en kurak dokuz ayı
boyunca kendi ürettiği jelatine bürünerek bir çukurun içinde
uyur. Başka bir örnek olarak çöl kaplumbağaları, kendi üst
kabuklarının altındaki iki kesede yaz için su depolarlar.
Salyangozlar ve karidesler ise çöllerdeki nadir yağışlardan
sonra su birikintilerinde harekete geçerler ve bu sular kurumadan
yumurtalarını bırakırlar. Yumurtalarının ise çok önemli bir
özelliği bulunmaktadır; bu yumurtalar güneşin kavurduğu tuzlu
topraklarda bir sonraki yağmur gelene kadar çatlamadan, onlarca
yıl bekleyebilirler. Eğer bu yumurtaların yağmuru bekleyebilmek
gibi bir özellikleri bulunmasaydı, bu canlıların nesli ilk
üremede yok olacaktı. Ancak herşeyi kusursuzca vareden Allah,
onları benzersiz özelliklerle yaratmış ve onların soylarını
korumuştur.
Son derece özel sistemlere sahip canlılardan biri de yunuslardır.
Yunuslar birçok özellikleri ile insanlarda hayranlık ve ilgi
uyandırırlar. Bu özelliklerinden biri hızlarıdır. Bu hızı
nasıl sağladıklarını merak eden bilim adamları çeşitli araştırmalar
yapmışlar ve yunus balıklarının bedenlerinin çevresinde kusursuz
bir su akışı olduğunu görmüşlerdir. Bu akışın gizi ise ancak
yunus balığının derisi üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda
çözülmüştür. Yunus balığının derisi üç katmandan oluşur. Dıştaki
katman ince ve çok esnektir; içteki katman kalındır ve plastik
kıllı bir fırça görünümü veren ve yine esnek olan çubuklardan
oluşur. Katmanların üçüncüsü olan ortadaki katman ise, süngerimsi
bir maddeden yapılmıştır. Böylece, son hızla yüzen yunus balığına
değen sudan bir girdap oluşmaya başladığı zaman, dış deri,
bu girdabın neden olduğu aşırı basıncı iç katmanlara iletir
ve iç katmanlar bu aşırı basıncı söndürürler. Oluşan girdap,
böylece büyümeye zaman bulamadan kaybolmuş olur. Bu nedenle
girdapların yunus balığının hızını kesici bir etkileri olmaz.
Görüldüğü gibi yunusların sadece derilerindeki yapı bile son
derece özel bir tasarıma sahiptir.
Baykuşların seslere karşı aşırı hassas kulaklarının bulunması
da ayrı bir yaratılış mucizesidir. Baykuşların yüzlerinin
iki yanında saç benzeri tüyler vardır ve bunlar ses dalgalarını
toplayıp kulağın içine gönderirler. Bu tüyler ayrıca bir kulağı
diğer kulaktan korur, böylece sağ taraftan gelen ses büyük
ölçüde sağ kulak tarafından duyulur. Bunun yanında kulaklar
kafada simetrik olarak yer almazlar. Biri diğerinden daha
yüksektedir.
Böylece baykuş sesleri süper-stereo olarak dinler ve ses
çıkaran canlıyı görmese dahi onun nerede olduğunu sesin kaynağına
göre tam doğru olarak tespit eder. Bu av bulmanın çok zorlaştığı
karlı havalarda önemli bir avantajdır.
Doğada karşılaştığımız tüm canlılar, birbirinden son derece
farklı ama aynı zamanda tam kendi ihtiyaçlarına uygun sistemlere
sahiptirler. Bu konudaki bir diğer örnek şöyledir: Bitkiler
için zehirli tohumlarının olması etkili bir korunma yöntemidir
ama bazı kuşlar bu tehlikeden nasıl korunacaklarını çok iyi
bilirler. Macaw'lar (Amerika'ya özgü bir çeşit papağan türü)
zehirli tohumları alma konusunda uzmandırlar. Dev bir kancayı
andıran gagaları ile çok sert kabukları bile kırabilen bu
kuşlar zehirli tohumları yedikten sonra hemen kayalıklara
doğru uçarlar ve orada bulunan killi kaya parçalarını kemirip
yutarlar. Bu killi kaya parçaları tohumların içindeki zehiri
emer ve böylece kuşlar yiyeceklerinin besin maddesi taşıyan
kısımlarını zarar görmeden sindirebilirler.
Küçücük vücutlarında bir teknolojiyi barındıran ateş böcekleri
de üstün ve güçlü bir Yaratıcı olan Rabbimiz'in yaratış delillerinden
biridir. Normal bir ampul elektrik enerjisinin ancak % 3-4'ünü,
bir floresan ampülü ise, ampüle giren elektrik enerjisinin
% 10'unu ışığa dönüştürebilir, enerjinin kalan kısmı ise ısıya
dönüşür. Bu üretimdeki bir kayıptır. İdeal olan % 100'lük
bir verimdir. Ateşböcekleri ise, mühendislerin ulaşmaya çalıştıkları
ama başaramadıkları % 100 verimle ışık üretimi işlemini küçücük
bedenlerinde gerçekleştirirler. Ateşböceğinin karın bölgesinde
bir ışık organı vardır. Bu ışık organında birbirine çok yakın
bölümlerde, ışık vermede rol alan iki temel kimyasal madde
üretilir. Lusiferin ve lusiferaz olarak adlandırılan bu iki
maddenin birbiriyle karışması ışıldamanın olabilmesi için
yeterli değildir. Bu maddelere oksijen ilave edilmesi gerekir.
Bu nedenle ateşböceklerinde, solunum sistemi ışık verme organında
geniş bir yer kaplar. Son derece karmaşık bir seri işlem sonucunda
ateşböcekleri tam 3 saat boyunca ışık verebilirler.
Burada sayılanlar Allah'ın sayısız yaratış delillerinden
sadece birkaçıdır. Görüldüğü gibi her canlı bulunduğu ortama
en uygun, yaşamını ve soyunu devam ettirebileceği, rızkını
bulabileceği en üstün özelliklerle donatılmıştır. Sonsuz merhametin
ve şefkatin sahibi olan Rabbimiz, hiçbir canlıya rahmetini
ve nimetini esirgememiştir. Canlıların sahip oldukları bu
özellikler inananlar içinse birer ayettirler:
|