| Kuş Tüylerindeki Şaşırtan Tasarım...
| |
Şüphesiz, mü'minler için göklerde
ve yerde ayetler vardır.
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda
kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
(Casiye Suresi, 3-4)
|
Uçmak çok fazla enerji gerektiren bir işlemdir. Bu da kuşların
metabolizmalarının diğer canlılara göre daha hızlı çalışmasını
gerektirir. Canlıların vücut sıcaklıklarına bakarak metabolizma
faaliyetlerinin genel durumu tahmin edilebilir. Mesela serçelerin
vücut sıcaklıkları 42 derece gibi diğer pek çok canlı için
ölümcül olabilecek bir yüksekliktedir. Başka canlılar için
ölüme neden olacak sıcaklıklar kuşlar için oldukça normal
ölçülerdir.
Ayrıca kuşların sindirim, dolaşım ve solunum sistemleri de
uçmaları için gerekli olan yüksek enerji tüketimine uygun
olacak şekilde ayarlanmıştır. Kuşların uçabilmeleri için mutlaka
gerekli olan kanatlar da özel olarak tasarlanmıştır. Kanatlar,
enerjiyi en verimli kullanacak şekilde dizayn edilmiş olan
yüzlerce tüyden oluşur. Kuşlar bu tüyler sayesinde uçarlar.
Bir tüyü elimize alıp incelediğimizde çok detaylı bir yapı
görürüz.
Her kuşun kanadı, kuşun ağırlığına ve gövdesinin şekline
göre onu havaya kaldırabilecek bir yapıya sahiptir. Ayrıca
kanatlar kuşun havadaki ve yerdeki dengesini sağlayacak, manevra
kabiliyetini engellemeyecek şekilde dizayn edilmişlerdir.
Kuşların kanat ve kuyruk tüyleri de hafiftir, esnek ve birbirleriyle
orantılı bir yapıdadır. Yani uçuş için gerekli olan aerodinamik
yapı tam anlamıyla mükemmel bir şekilde sağlanmıştır.
Evrimcilerse, kuşların da bir şekilde evrimleşmiş olmaları
gerektiğine inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden
geldiklerini iddia ederler.
Oysa, kara canlılarından tamamen farklı bir yapıya sahip
olan kuşların hiçbir vücut mekanizması kademeli evrim modeli
ile açıklanabilir durumda değildir. Her şeyden önce kuşu kuş
yapan en önemli özellik, yani kanatlar, evrim için çok büyük
bir çıkmazdır. Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların
evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder:
"Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş
bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir.
Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz.
Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış
sırlarından birisi olarak kalmıştır."1
Görüldüğü gibi, kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup
da birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana
geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının,
genlerinde meydana gelen bir bozulma (mutasyon) sonucunda
nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği asla açıklanamamaktadır.
Ayrıca, bir kara canlısının kuşlara dönüşebilmesi için sadece
kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara canlısı, kuşların
uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan
yoksundur.
Öncelikle kuşların uçmalarının kolaylaşması için vücut ağırlıklarının
minimum olması gereklidir. Bu yüzden, kemiklerinin içleri
boştur ve vücutlarında ağırlığı azaltıcı hava kesecikleri
vardır. Ayrıca kuşların büyük çoğunluğunda yumurtalıklardan
biri daha küçüktür.
Kuşlarda vücut ağırlığının azaltılabilmesi için gereken önlemler
maksimum düzeyde alınmıştır. Sürüngenlerse enerjilerinin çoğunu
karada vücutlarını taşıyabilmek için kullanırlar. Vücut ağırlığını
azaltıcı hiçbir fonksiyona da sahip değildirler.
Uçmak çok fazla enerji gerektirdiği için kuşlar daha fazla
oksijene ihtiyaç duyarlar. Sürüngenler ise soğukkanlı canlılardır,
oksijen ihtiyaçları normaldir. Bu nedenle kuşlarla sürüngenlerin
solunum sistemleri birbirlerinden tamamen farklı yapıdadır.
Bu iki solunum sisteminin birbirine evrimleşebilmesi gibi
birşey söz konusu bile değildir.
Uçuş sırasında vücutta bir dengenin de kurulması gerekir.
Bu dengenin sağlanması için kuşların başı son derece hafiftir.
Diş, çene kası, göz kası, kulak kepçesi gibi parçalar kafaya
eklenmemiştir. Bu da kafanın ağırlığını oldukça azaltır. Eğer
kuşun kafası ağır olsaydı uçuş sırasında öne doğru eğikleşecek
ve bu da uçuşu zorlaştıracaktı.
Bu sayılan özelliklerin hiçbirine sürüngenler; mesela yılanlar,
kertenkeleler sahip değildirler. Bir sürüngenle bir kuşun
kafası karşılaştırıldığında, aradaki keskin fark daha da netleşir.
Peki tüm bu açık gerçeklere rağmen evrimcilerin uçuş konusundaki
iddiaları nedir? Ve konuya nasıl bir açıklama getirirler?
Evrimcilerin kuşların ortaya çıkışı, yani canlıların karadan
havaya geçişi konusundaki ilk teorilerine göre; kuşların ataları
yani sürüngenler, ağaçlar arasında daldan dala atlarken zaman
içinde "kanatlanmış"lardır. Daldan dala atlarken pullar birdenbire
tamamen farklı bir yapı olan tüylere dönüşmüştür. Daldan atlayan
bir sürüngenin başına neler geleceğini herkes tahmin edebilir;
ya düşüp bir yerini sakatlayacaktır ya da ölecektir. Ama evrimciler
buna bilimsel bir isim takarak teori haline getirmişlerdir:
Arboreal Teori.
Evrimcilerin, dinozorların kuşlara dönüştüğünü iddia ederken
öne sürdükleri ikinci teorileri de Cursorial Teoridir. Sinek
avlamak için ön ayaklarını birbirine çırpan bazı dinozorların
"kanatlanıp havalandıklarını" da öne sürerler. Hiçbir bilimsel
dayanağı olmayan, sadece hayalgücünün bir ürünü olan bu teori,
aynı zamanda çok basit bir mantık çelişkisi de içermektedir.
Çünkü evrimcilerin burada uçuşun kökenini açıklamak için gösterdiği
örnek, yani sinek, zaten mükemmel bir uçma yeteneğine sahiptir.
İnsan saniyede 10 kere bile kolunu açıp kapayamazken, ortalama
bir sinek, saniyede 500 kez kanat çırpma yeteneğine sahiptir.
Üstelik her iki kanadını aynı anda ve eşzamanlı olarak çırpar.
Eğer kanatların titreşimi arasında en ufak bir uyumsuzluk
olsa sinek dengesini yitirecektir, ama hiçbir zaman böyle
bir uyumsuzluk olmaz. Evrimciler ise sineğin bu mükemmel uçuş
yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını açıklamaları gerekirken,
sineği çok daha hantal bir varlığın yani sürüngenin uçuşunun
nedeni olarak gösteren hayali senaryolar üretmektedirler.
Ama dikkat edilirse bir sineğin nasıl uçtuğuna dair detaylara
kesinlikle girmek istemezler. Böyle bir konuyu açmazlar dahi.
Çünkü konuyu hiçbir şekilde açıklayamayacaklarının onlar da
farkındadırlar. Sineği incelediklerinde sonucun Allah'ın varlığını
tasdik etmeye varacağını bildikleri için konuyu düşünmeye
bile yanaşmazlar.
Bu iki teorinin tamamen geçersiz ve mantıksız olduğuna dair
evrimcilerin kendilerine ait sayısız ifadeleri de mevcuttur.
Bunlardan biri Cursorial teoriyi ortaya atan Yale Üniversitesi
Jeoloji Kürsüsü'nden evrimci profesör John Ostrom'dur:
"Archaeopteryx ve modern kuşların anatomisi gözönüne alındığında,
Archaeopteryx ile sonuçlanan benim "Cursorial predator" senaryom
kesinlikle spekülatiftir. Fakat "Arboreal Teori" de aynı şekilde
spekülatiftir."2
Görüldüğü gibi evrimciler bu konuda sadece spekülasyon yapabildiklerini
kendi ifadeleriyle de kabul ederler. Evrimcilerin bilimsellikten
uzak ve hayal ürünü izahları hiçbir şekilde kuşların ortaya
çıkışını açıklayamamaktadır. Bu konuda hiçbir ciddi delilleri
de yoktur.
Evrimcilerin iddia ettiği gibi, kuşlar zamanla sürüngenlere
dönüşmüş olsalardı, bu durumda sayısız ara türün oluşması
gerekirdi. Örneğin sürüngen özelliklerini hala taşımasına
rağmen, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar
ortaya çıkardı. İşte evrimciler geçmişte yaşamış olduklarına
inandıkları bu hayali yaratıklara "ara geçiş formu" adını
verirler.
Bu noktada bir soru daha akla gelir: Bu akıl dışı hikayeyi
doğrulaması gereken çok sayıda "tek kanatlı" veya "yarım kanatlı"
kuş ya da sürüngen fosili neden hala bulunamamaktadır? Evet,
evrimcilerin iddiasını kanıtlayacak tek bir fosil kaydına
dahi rastlamak mümkün değildir.
Evrimciler on yıllardır Archæopteryx'i kuşların evrimi senaryosunun
en büyük delili olarak gösterirken, son dönemlerde bulunan
bazı fosiller bu senaryonun geçersizliğini başka yönlerden
ortaya koydular.
1995 yılında Çin'de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü'nde
araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı iki paleontolog,
Confuciusornis olarak isimlendirdikleri yeni bir fosil kuş
keşfettiler. Archæopteryx ile aynı yaştaki (yaklaşık 140 milyon
yıllık) bu kuşun dişleri yoktu, gagası ve tüyleri ise günümüz
kuşlarıyla aynı özellikleri göstermekteydi. İskelet yapısı
da modern kuşlarla aynı olan bu kuşun kanatlarında, Archæopteryx'te
olduğu gibi pençeler vardı. Kuyruk tüylerine destek olan "pygostyle"
isimli yapı bu kuşta da görülüyordu. Kısacası, evrimciler
tarafından tüm kuşların en eski atası sayılan ve yarı-sürüngen
kabul edilen Archæopteryx'le aynı yaşta olan bu canlı, günümüz
kuşlarına çok benziyordu. Bu gerçek, Archæopteryx'in bütün
kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci tezleri de çürütüyordu
doğal olarak.3
Çin'de Kasım 1996'da bulunan bir başka fosil, ortalığı daha
da karıştırdı. 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis isimli
bu kuşun varlığı Hou, Martin ve Alan Feduccia tarafından Science
dergisinde yayınlanan bir makaleyle duyuruldu. Liaoningornis,
günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs
kemiğine sahipti. Diğer yönleriyle de bu canlı günümüz kuşlarından
farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum,
dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia ettiği gibi ilkel
bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu.4 Nitekim Alan
Feduccia, Discover dergisinde yayınlanan yorumunda, Liaoningornis'in,
kuşların kökeninin dinozorlar olduğu iddiasını geçersiz kıldığını
belirtmişti.5
Archæopteryx'le ilgili evrimci iddiaları çürüten bir başka
fosil ise Eoalulavis oldu. Archæopteryx'ten 30 milyon yıl
daha genç yani 120 milyon yıl yaşında olduğu söylenen Eoalulavis'in
kanat yapısının aynısı, günümüzde yavaş bir şekilde uçan kuşlarda
görülüyordu. Bu da 120 milyon yıl önce, günümüzdeki kuşlardan
birçok yönden farksız canlıların göklerde uçmakta olduklarını
ispatlıyordu.6
Bu bilgilerin ışığında Archæopteryx veya ona benzeyen diğer
kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde
ispatlanmış oldu. Fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden
evrimleştiklerini göstermiyorlardı. Aksine, günümüz kuşlarının
ve Archæopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce
yaşadıklarını ispatlıyorlardı. Bir zamanlar birlikte yaşayan
bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis veya Archæopteryx'in
soyları tükenmiş, günümüze ancak az sayıdaki kuş gelebilmişti.
Kısacası Archæopteryx'in birtakım özgün özellikleri, bu canlının
bir "ara form" olduğunu göstermemektedir. Nitekim bugün evrim
teorisinin dünyaca ünlü savunucularından Harvard paleontologları
Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx'in farklı
özellikleri bünyesinde barındıran bir "mozayik" canlı olduğu,
ama asla bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.7
Ayrıca evrimciler; mikroskop altında incelendiğinde tüyle
pul arasında hiçbir fark olmadığını; sadece tüyün, pulun gelişmiş
şekli olduğunun görüleceğini iddia ederler. Pul ve tüyün yapıları,
evrimcilerin iddialarının aksine birbirlerinden tamamen farklıdır.
Mesela, embriyo içerisindeki gelişmelerine bakıldığında, pul
ve tüyün büyüme mekanizmalarının tamamen farklı olduğu görülür.
Kimyasal yapıları karşılaştırıldığında ise, tüylerin "keratin"
denen kimyasal bir maddeden oluştuğu görülür. Tüylerse asıl
olarak "folikül" denilen yapılardan gelişirler. Deriden dışarıya
uzayan saçlar gibi, tüyler de bulundukları deriden dışarıya
doğru uzarlar. Bunlar sadece iki örnektir. Bunlarda ve burada
değinmediğimiz tüm detaylarda tüylerin ve pulların birbirleriyle
hiçbir benzerliği olmayan, farklı iki yapı olduğu çok net
görülmektedir. Birbirlerinden evrimleşmelerinin kesinlikle
mümkün olmadığı da açıktır. Peki evrimciler bu farklar konusunda
ne düşünmektedirler?
Tüylerdeki kusursuz tasarım, Charles Darwin'i de çok düşündürmüş,
hatta tavus kuşu tüylerindeki kusursuz yapı ve estetik kendi
ifadesiyle Darwin'i "hasta etmiş"tir. Darwin, arkadaşı Asa
Gray'e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli bir mektupta "gözü düşünmek
çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu
probleme alıştırdım" dedikten sonra şöyle devam ediyordu:
"Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla
rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek,
beni neredeyse hasta ediyor."8
Kuş tüylerinin yapılarıyla ilgili olarak baştan beri anlatılanlar
dikkate alındığında, Darwin'in neden hasta olduğunu anlamak
hiç de zor değildir. Görüldüğü gibi yalnızca bir tek kuş tüyü
dahi Allah'ın varlığını ve yaratılış gerçeğini ispatlamaya
yetmektedir.
Mükemmel tasarımlarının yanısıra yeryüzündeki birbirinden
renkli ve farklı desenli kuş tüyleri, canlıların tesadüfen
oluştuklarını iddia edenlerin teorilerine çok büyük bir darbe
vurmaktadır.
|