 |
 |
| Yunustaki Mükemmel Tasarım...
| |
Dikkatli olun; göklerde ve yerde
olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz
şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını
kendilerine haber verecektir...
(Nur Suresi, 64)
|
Yunuslar her nefes alışlarında ciğerlerinin % 80- 90'ını
havayla doldurular. Oysa çoğu insan için bu oran ancak % 15'i
bulur.Yunuslar için nefes almak insanlarda veya diğer kara
memelilerinde olduğu gibi bir refleks değildir, iradeli bir
harekettir.Yani biz nasıl yürümeye karar veriyorsak, yunuslar
da nefes almaya karar verir. Bu, hayvanın suda uyurken boğularak
ölmemesi için alınmış bir tedbirdir. Yunus uykusu sırasında
beyninin sağ ve sol yarım kürelerini yaklaşık on beş dakika
arayla nöbetleşe kullanır. Bir yarım küre uyurken, diğer yarım
küre yüzeye çıkarak hayvanın nefes almasını kontrol eder.
Yunusların ağızlarındaki gagaya benzer çıkıntı ise sudaki
hareketlerini kolaylaştıran bir başka tasarımdır. Hayvan bu
yapı sayesinde suyu daha iyi yarmakta ve daha az enerji harcayarak
daha hızlı yüzebilmektedir. Modern gemilerin burunlarında
da yunus ağzına benzer bir çıkıntı vardır. Bu hidrodinamik
tasarım, gemilerin hızını da aynen yunuslarınki gibi artırmaktadır.
Dayanışma Esasına Dayalı Sosyal Yaşamları
Yunuslar çok büyük gruplar halinde yaşar. Güvenli bir koruma
için dişiler ve yavrular böyle bir grubun ortasında yer alır.
Grubun hasta üyesi yalnız bırakılmaz, ölene kadar grubun içinde
tutulur. Bu güçlü dayanışma bağı, yeni bir yavru gruba katıldığı
ilk günden itibaren başlar. Yunus yavruları önce kuyrukları
dışarı çıkacak biçimde doğarlar. Bu sayede doğum tamamlanana
kadar yavrunun havasızlıktan ölmesi önlenmiş olur. En son
yunusun başı doğum kanalından çıkar çıkmaz, ilk nefesini alması
için hızla su yüzeyine çıkarılır. Genellikle, yardım amacıyla
anne yunusa bir başka dişi yunusta eşlik eder. Diş yunus doğumdan
sonra annesini emzirir. Süt emmek için dudağı olmayan yavru
annesinin karnındaki bir yarıktan çıkan iki süt kaynağından
beslenir. Bu bölgeye ufak ağız darbeleriyle dokunduğunda fışkıran
sütle beslenir. Yavru her gün onlarca litre süt içer. Bu sütün
% 50'si yağdır. (ineklerde ise sütün % 15'i yağdır). Bu sayede,
vücut ısısını dengelemesi için gerekli olan deri yağı hızla
oluşur. Hızlı dalışlar esnasında diğer dişiler yavruyu aşağı
doğru iterek yardımcı olurlar. Ayrıca, yavruya avlanmayı ve
sonarını kullanmayı da öğretirler. Bu yıllarca süren bir eğitim
safhasıdır. Bazıları yıllarca sevdikleri bir aile üyesinin
peşinden ayrılmazlar. 30 sene boyunca bu böyle devam edebilir.
Vurgun Yemeyi Önleyen Sistem
|
|
| 
|
Yunuslar insanlarla kıyaslanamayacak
kadar derin sulara dalabilirler. Bu konudaki rekor Balinagillerden
Amber balığına aittir. Amber balığı bir nefes alışla
3000 metre derine dalış yapabilir. Gerek yunuslar gerekse
balinalar bu tip dalışlara uygun bir tasarımda yaratılmışlardır.
Palet şeklindeki kuyruklar suya dalmayı ve yüzeye çıkmayı
oldukça kolaylaştırır. Dalış için yaratılmış bir başka
tasarım da hayvanın ciğerlerinde gizlidir: Hayvan derine
daldıkça üzerindeki suyun ağırlığı, yani basıncı artar.
Bu basıncı dengelemek için, ciğerlerinin içindeki hava
basıncını da giderek artırır. Ancak bu hava basıncı
giderek çok yüksek derecelere çıkar. Aynı basınç bir
insan ciğerine uygulansa, ciğer yırtılıp parçalanacaktır.
İşte bu tehlikeye karşı yunusların vücutlarında çok
özel bir koruma yaratılmıştır: Yunusların akciğerlerindeki
bronşlar ve hava kesecikleri, basınca karşı son derece
dayanıklı kıkırdak halkalarla korunmuştur. |
|
|
| |
| Yunusların bir diğer ilginç özelliği
ise, vurgun tehlikesine karşı alınan tedbirdir. Dalgıçlar
su yüzeyine hızlı çıkışlarda basınç farkından kaynaklanan
bu tehlikeyle karşılaşırlar . Vurgunun nedeni, akciğerlere
çekilmiş olan havanın ani bir biçimde kana karışarak damarların
içinde hava kabarcıkları oluşturmasıdır. Bu baloncuklar kan
dolaşımındaki düzeni bozarak ölüm tehlikesi meydana getirir.
Balinalar ve yunuslar ise bizler gibi akciğerleriyle solumalarına
karşın böyle bir problemle asla karşılaşmazlar. Bunun nedeni,
derinlere dalarken insanlar gibi dolu ciğerle değil, boş ciğerle
hareket etmeleridir. Ciğerleri hava ile dolu olmadığı için,
bu havanın basınç değişikliği nedeniyle kana karışır ve dolayısıyla
"vurgun yeme" tehlikesi ile karşı karşıya kalmazlar.Ama asıl
soru burada ortaya çıkar: Eğer ciğerlerini hava ile doldurmuyorlarsa,
oksijensiz kalıp boğulmaktan nasıl kurtulurlar? Bu sorunun
cevabı, bu canlıların kaslarındaki yüksek orandaki "miyoglobin"
proteinidir. Bu miyoglobin proteinleri, çok yüksek miktarda
oksijen molekülünü kendi üzerlerine bağlar ve muhafaza ederler.
Yani canlı için gereken oksijen, ciğerdeki havada değil, doğrudan
kasların içinde saklanır. Yunuslar ve balinalar bu sayede
uzun süre nefes almadan yüzer ve diledikleri kadar da derine
dalabilirler. İnsanlarda da miyoglobin proteini vardır, ama
çok daha az oranda olduğu için, aynı yüzme serbestliğini sağlamamaktadır.
Yunus ve balinalara özel olan bu biyokimyasal ayarlama, elbette
bilinçli bir tasarımın açık delilidir. Allah, her canlı gibi
deniz memelilerini de içinde bulundukları şartlara en uygun
vücut yapılarıyla yaratmıştır.
GERİ ANA
MENÜYE DÖN İLERİ
|
|
|