| İman Hakikatleri, İnsanın Düşünce Ufkunu
Açar
| |
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde,
Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında,
rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş
bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için
gerçekten ayetler vardır.
(Bakara Suresi, 164)
|
İman hakikatlerini öğrenmek, bunların üzerinde
düşünmek, hikmet ve inceliklerini kavramak, insanın düşünce
ufkunu açması bakımından da çok önemlidir.
Günümüzde insanlar kalabalık şehirlerin boğucu
atmosferinde, tekdüze ve kalıplaşmış bir hayat içinde yaşamakta,
Allah'ın her an her yerde yarattığı iman hakikatlerini görememekte,
görseler de üzerinden geçip gitmektedirler. Oysa iman eden
bir insan için herşey iman hakikatidir. Yeryüzündeki canlı
cansız bütün varlıkları, evrendeki düzeni Allah'ın yarattığını
bilen insan herşeyi buna göre değerlendirir. Örneğin iman
etmeyen insanlar da bir mümin için birer iman hakikatidir.
Çünkü Allah Kuran'da böyle insanların var olacağını bildirmiştir.
Ayrıca Allah'ın varlığı apaçık iken bu insanların iman etmiyor
olması, müminin Allah korkusunun artmasına ve imanı için Allah'a
şükretmesine vesile olur. İman hakikati olarak yalnızca ağaçları,
çiçekleri ya da hayvanların şaşırtıcı özelliklerini düşünmez.
Onun için Allah'ın yarattığı kolaylıklar örneğin taşıma araçları,
cep telefonu ya da bilgisayarı da birer iman hakikatidir.
Bunların da Allah'ın izniyle var olduğunu bilir ve işlerini
kolaylaştırdığı için Allah'a şükreder.
Etrafımızda kolayca rastlayabileceğimiz gergin,
öfkeli, bezgin, düşüncesiz, kaba ve saygısız davranışlar,
herşeyi Allah'ın yarattığından habersiz olan cahil insanlara
aittir. Oysa herşeyi iman hakikati olarak değerlendiren, bunlar
üzerinde düşünen bir insan, manevi açıdan gelişir ve derinleşir.
Allah, bu manevi derinlik ve kavrayıştan
uzak olan, sadece dar kalıplar ve basit mantıklar içinde düşünen
insanlara Kuran'da "Bedevi"leri örnek göstermiştir. Bedeviler,
Peygamberimiz dönemindeki şehirli Araplara karşılık, göçebe
hayat süren kabilelerdir. Şehirli Araplar edebiyat ve estetik
kültürlerine sahipken, Bedeviler cahil, sert ve kaba tabiatlı
bir toplumdur. Böyle bir tabiat dinin kavranması ve yaşanması
için büyük bir engeldir. Onun için Allah Kuran'da Bedeviler
için şöyle buyurmuştur:
Bedeviler inkâr ve nifak bakımından
daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları
bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 97)
"Bedevi karakteri", cehaleti, düşüncesizliği,
kabalığı temsil etmektedir. Bu karakteri tedavi etmek için
insanların, kültürlü, derin düşünen, Allah'ın yaratmasındaki
üstün sanatı ve hikmetleri kavrayabilen bir hale gelmek için
çalışmaları gerekir. İman hakikatlerini araştırmak, öğrenmek,
düşünmek ve yorumlamak ise Allah'ın bizden istediği bu kültürün
temelidir. Bir ayette, Müslümanın bu özelliği şöyle tarif
edilir:
Onlar, ayakta iken, otururken,
yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı
konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu
boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından
koru." (Al-i İmran Suresi, 191)
GERİ ANA
MENÜYE DÖN İLERİ
|