|
Renkleri Görme Safhaları
| |
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Vekil olarak Allah yeter.
(Nisa Suresi, 132)
|
Bizim için renk, cisimlerin özelliklerini
belirtmemize, onları daha iyi tanımlamamıza yarayan bir kavramdır.
Etrafındaki cisimlerin renklerini teker teker düşünen insan
gerçekte ne kadar detaylı bir renk çeşitliliği ile karşı karşıya
olduğunu rahatlıkla görecektir. Canlı-cansız tüm cisimlerin
bir rengi vardır. Üstelik dünyanın her yerinde aynı türdeki
canlılarda aynı renkler vardır. Nereye giderseniz gidin karpuzun
rengi hep kırmızıdır, kiviler hep yeşildir, denizler mavidir
ya da mavinin tonlarıdır, kar beyazdır, limonlar sarıdır,
fillerin rengi dünyanın her yerinde aynıdır, ağaçların rengi
aynıdır hiç değişmez. Yapay olarak elde edilen renklerde de
durum değişmez. Dünyanın neresine giderseniz gidin sarı ile
kırmızıyı karıştırırsanız kavuniçi, siyah ile beyazı karıştırırsanız
gri elde edersiniz. Bu da hiçbir zaman değişmez. İşte bu noktada
daha farklı düşünmeye başlamakta fayda vardır.
Öncelikle cisimlerdeki renklerin nasıl oluştuğu
sorusunu sorarak düşünelim. Bir mağazaya girdiğinizi ve burada
rengarenk, çeşit çeşit desene ve görünüme sahip, renkleri
birbiriyle son derece uyumlu kumaşlarla karşılaştığınızı düşünün.
Elbette bu kumaşlar buraya tesadüfen gelmemiştir; bilinçli
kişilerce desenleri çizilmiş, renkleri tasarlanmış, gerekli
boyama işlemleri yapılmış ve daha pek çok ara aşamadan geçtikten
sonra o mağazada sergilenmeye başlamışlardır. Kısacası bu
kumaşların varlığı onları tasarlayan ve yapan kişilerin varlığına
bağlıdır. Siz de bunları gördüğünüzde bunlar buraya tesadüfen
gelmiş, kumaşların üzerine dökülen boyalar sonucunda tesadüfen
bu desenler oluşmuş demezsiniz. Hatta hiçbir akıl sahibi varlık
böyle bir iddiada bulunamaz. Aynı şekilde doğada her an gördüğümüz
görüntüleri, kelebekleri, çiçekleri, deniz altındaki rengarenk
mekanları, ağaçları, bulutlarla kaplı gökyüzünü ve diğerlerini
de tıpkı bu mükemmel kumaşlar gibi karşımıza getiren bilinç
sahibi bir İrade vardır. Evrendeki kusursuz çeşitlilik özel
bir tasarımın sonucudur. Bu tasarım güneşten gelen ışığın
oluşmasından, bu ışığın beynimizde renkli bir tablo görüntüsü
halini almasına kadar her aşamada kendisini gösterir. Bu da,
renklerdeki tasarımın bir sahibinin yani bir tasarlayıcısının
olduğunun en büyük delillerindendir. Elbette ki çok üstün
bir akla ve çok üstün bir yaratma gücüne sahip olan Allah
evrendeki tüm renkleri ve insanı hayran bırakan desenleri
yaratmaktadır.
Renklerin oluşmasında gerçekleşen aşamalar daha önce kısaca maddelendirilmişti. Renkteki üstün tasarım bu bölümde ışık, beyin ve göz sıralamasına bağlı kalınarak, farklı başlıklar altında incelenecektir.
1- Işık, Yaşam ve Renk
Güneş, evrendeki orta büyüklükteki milyarlarca yıldızdan yalnızca
bir tanesidir. Güneşi bizim için evrendeki en önemli yıldız
yapan özellikleri; büyüklüğü, etrafındaki gezegenlerle olan
bağlantısı ve yaydığı özel ışınlardır. Güneşin bu özelliklerinden
sadece bir tanesinde bile şu anda var olan ölçülerinden herhangi
bir farklılık olması durumunda yeryüzünde yaşam olamazdı.
Gerçekten de güneş, dünyada canlı bir yaşamın oluşabilmesi
ve devam edebilmesi için gereken en ideal değerlere sahiptir.
İşte bu nedenle bilim adamları güneşi, yeryüzündeki canlılığın
"yaşam kaynağı" olarak nitelendirmektedirler.
Yeryüzünün en uygun şekilde ısınması ve bitkilerin fotosentez yapabilmesi için tek kaynak güneş ışığıdır. Bilindiği gibi canlı yaşamının var olabilmesi için ısınma ve fotosentez vazgeçilmezdir. Bundan başka yeryüzünde aydınlığın oluşması ve renkli bir dünyanın meydana gelmesi de yine güneşten gelen ışınlar sayesinde gerçekleşir. Bu durumda dünyanın en önemli enerji kaynağı olan bu ışınların nasıl oluştuğu sorusu akla gelecektir? Yeryüzündeki canlı yaşamının anahtarı olarak nitelendirilebilecek olan bu ışınların, bu kadar önemli görevleri yerine getirebilmesi, bunun için gerekli özelliklerin tümüne birden aynı anda sahip olması tesadüflerin eseri olamaz. Bunun nedeni ışığın yapısı incelendiğinde daha iyi anlaşılacaktır.
Uzayda bulunan yıldızların yaydığı enerji uzay boşluğunda dalgalar halinde hareket eder. Güneşten de enerji olarak yine dalgalar halinde hem ışık hem de ısı gelir. Yıldızlardan yayılan bu enerjinin hareketi, bir gölün üzerine atılan taşın suda oluşturduğu dalgalara benzetilebilir. Nasıl göldeki dalgaların farklı boyları olabiliyorsa, ısı ve ışık yayılırken de aynı şekilde farklı dalga boyları olur.
Bu noktada evrendeki ışığın farklı dalga boyları hakkında bilgi vermekte fayda vardır. Evrende bulunan yıldızların ve diğer ışık kaynaklarının hepsi aynı türde ışık yaymazlar. Bu farklı ışınların sınıflandırılması dalga boylarına ve frekanslarına göre yapılmaktadır. Evrendeki bu farklı dalga boyları çok geniş bir alana dağılmıştır. Örneğin en kısa dalga boyu, en uzun dalga boyundan tam 1025 kat daha küçüktür. (1025 sayısı 1 rakamının yanına 25 tane sıfır konulmasıyla elde edilen çok büyük bir sayıdır.)
Evrendeki 1025'lik bir genişliğe sahip olan ışın yelpazesinin içinde, güneşin yaydığı ışınların tümü çok dar bir bölüme sıkıştırılmıştır. Güneşten yayılan farklı dalga boylarının %70'i, 0.3 mikronla, 1.50 mikron arasındaki çok dar bir sınırın içinde yer alır. Güneş'in ışınlarının neden böyle dar bir aralığa sıkıştırıldığını araştırdığımızda ise karşımıza ilginç bir sonuç çıkar: Dünya üzerindeki canlı yaşamı ve renklerin oluşumunu destekleyecek olan ışınlar, sadece bu aralıkta bulunan ışınlardır.
Energy and the Atmosphere adlı kitabında İngiliz fizikçi Ian Campbell, bu üstün tasarımı "inanılmaz derecede şaşırtıcı" olarak nitelendirerek bu noktaya şöyle dikkat çekmektedir:
Güneşten yayılan ışınların, Dünya üzerindeki yaşamı desteklemek
için gereken çok dar aralığa sıkıştırılmış olması gerçekten
çok olağanüstü bir durumdur.
1025'lik elektromanyetik yelpazeden güneşin yansıttığı bu bir birimlik ışın aralığının büyük bir kısmı "görülebilir ışık" olarak adlandırılır. Bu birimin hemen altındaki ve üstündeki aralıkta yer alan ışınlar da yeryüzüne kızıl ötesi ve mor ötesi ışınlar olarak ulaşır. Kısaca, bu iki ışın türünün özelliklerini de inceleyelim.
Kızıl ötesi ışınlar ısı dalgaları olarak yeryüzüne ulaşırken mor ötesi ışınlar yüksek enerjili olup canlılar üzerinde zararlı etkiler oluşturabilmektedirler. Kızıl ötesi ışınlar atmosferden geçerek dünyayı canlıların yaşaması için elverişli hale getirecek ısıyı sağlarlar. Mor ötesi ışınlar ise sadece belirli bir oranda yeryüzüne ulaşabilirler. Bu oranın biraz daha fazla olması durumunda canlıların dokuları zarar görür ve ölümlere yol açar. Az olması durumunda ise canlıların ihtiyacı olan enerji sağlanamaz.
Bütün bunlar canlı yaşamı için son derece önemli detaylardır. Güneşten gelen ışınların fonksiyonlarında da görüldüğü gibi dünyada var olan her sistemde bir düzen ve kontrol vardır. Ne kadar hassas bir dengenin olduğunu kısaca anlattığımız böyle bir sistemin tesadüfen oluşması elbette ki mümkün değildir.
Bu kusursuz sistemin başka bir fonksiyonunu daha inceleyerek tesadüfen oluşmasının imkansızlığını bir kere daha görelim.
2- Yeryüzünü Kaplayan Zırh: Atmosfer
Güneşin ışınlarından bazılarının canlılar için zararlı olabileceğinden daha önce bahsetmiştik. İşte bu zararlı etkinin yok edilebilmesi için bir çözüm bulunması gereklidir.
Gelin bu duruma hep birlikte bir çözüm getirmeye çalışalım ve güneş ışınlarını süzecek kadar etkili bir sistem planlamaya çalışalım. Ancak bu sistemin tüm dünyayı güneşin zararlı etkilerinden koruyacak, bunun sürekli olmasını sağlayacak, bakım gerektirmeyen, aynı zamanda uzaydan gelebilecek diğer tehlikeleri de anında yok edecek, çok fonksiyonlu bir sistem olması gerektiğini unutmayalım. Bu durumda muhakkak akla çeşitli alternatifler gelecektir, projeler üretilecektir. Fakat ortaya atılan projelerin hiçbiri şu anda dünya üzerinde var olan filtreli koruma kadar çok yönlü ve etkili olmayacaktır. Bu filtreli koruma atmosferimizdir. Dünyanın atmosferi zararlı ışınları süzme işleminde % 100 başarılıdır ve dünyanın korunması için Allah tarafından özel olarak tasarlanmıştır.
Atmosferin özel katmanları sayesinde bu ışınlardan sadece gereken miktar kadarı yeryüzüne ulaşır. Çünkü atmosfer güneşten gelen ışınların hepsini dalga boylarına göre özel işlemlere tabi tutar. Atmosferimiz bütün bu ışınları süzmek üzere tasarlanmış dev bir arıtma tesisi gibidir. Yeryüzünde tek bir örneği dahi bulunmayan bu dev arıtma sistemi Allah'ın kendisine vermiş olduğu özel yapısı sayesinde bu işlemleri yapabilmektedir. Allah göklerin yaratılışına şöyle dikkat çekmektedir.
Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Mümin Suresi, 57)
Güneşten gelen ışınlar son derece özel ışınlardır. Bu ışınların
yeryüzüne ulaşabilmesi için atmosferden geçecek özelliklere
sahip olması da zorunludur. Aynı şekilde atmosferin de bu
ışınları geçirecek bir yapıya sahip olması gereklidir. Aksi
durumda ne atmosferin varlığı, ne de ışınların yapısının uygunluğu
bir anlam ifade etmeyecektir. Atmosferin ışınları geçirme
özelliği sayesinde güneşten gelen ışınlar yeryüzüne rahatlıkla
ulaşırlar. Yalnız burada üzerinde durulması gereken çok önemli
bir nokta vardır. Atmosfer sadece ve sadece canlı yaşamı için
gerekli olan görülebilir ve yakın kızılötesi ışınları geçirirken,
yaşam için öldürücü olan diğer ışınların geçişini kesin bir
biçimde engellemektedir. Böylece güneşten ve güneş dışı kaynaklardan
yani uzayın diğer bölgelerinden dünyaya ulaşan zararlı ışınlara
karşı dünyanın atmosferi çok önemli bir "süzgeç" oluşturmaktadır.
Ünlü astronom Michael Denton bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:
Atmosfer gazları, görülebilir ışığın ve yakın kızıl ötesinin hemen dışında kalan tüm diğer ışınları ise çok güçlü bir biçimde yutarlar. Dikkat edilirse, atmosferin, elektromanyetik yelpazenin çok geniş alternatifleri içinde, geçişine izin verdiği yegane ışınlar görülebilir ışık ve yakın kızıl ötesini kapsayan daracık alandır. Neredeyse hiç gama, mor ötesi ve mikro dalga ışını dünya yüzeyine ulaşmaz.6
Görüldüğü gibi atmosferin yapısında da çok üstün bir tasarım vardır. Güneş 1025'de 1 ihtimalin arasından sadece bize faydalı olan ve renkli bir dünyayı oluşturacak olan ışınları yollamakta, atmosfer de zaten sadece bu ışınların yeryüzüne geçişine izin vermektedir. Bundan başka atmosferin içindeki gazların özellikleri sayesinde güneş ışınları ile doğrudan bağlantı halinde olan canlı gözleri de tehlikelere karşı korunmuş olur. Tüm bu özellikler Allah'ın her şeyi belli bir ölçüyle yarattığının delilleridirler.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)
3- Maddeye Çarpan Işık
Güneşten gelen ışık saniyede 300.000 km gibi müthiş bir hızla yol alarak dünyaya ulaşır. Işığın bu hızı sayesinde her an renkli bir dünya ile karşılaşırız. Peki bu kesintisiz görüntü nasıl gerçekleşir?
Atmosferi geçerek müthiş bir hızla yeryüzüne ulaşan ışık yeryüzündeki maddelere çarpar. Işık sahip olduğu dalga boyu sayesinde bu hızla maddelerin atomlarına çarptığında renkleri oluşturacak dalga boylarına ayrılır. Böylece elinizde tuttuğunuz kitap, kitabın satırları, resimleri, dışarı baktığınızda gördüğünüz manzara, ağaçlar, binalar, arabalar, gökyüzü, kuşlar, kediler kısacası gözün gördüğü her şey renklerini yansıtabilirler.
|