|
En Az Malzeme İle En Fazla Depolama
Balarıları küçük balmumu parçalarına şekil vererek, 30.000
arının yaşayabileceği ve birlikte çalışabileceği bir kovan
inşa ederler.
Kovan, herbir yüzünde yüzlerce küçük hücre bulunan balmumu
duvarlı peteklerden oluşur. Bütün petek hücreleri tamı tamına
aynı büyüklüktedir. Bu mühendislik harikası, binlerce arının
birlikte çalışmasıyla yapılır. Arılar, bu hücreleri, besin
depolamak ve genç arıların bakımı için kullanırlar.
Balarıları, petek hücrelerini milyonlarca yıldır (100 milyon
yıl öncesine ait arı fosili bulunmuştur) altıgen şeklinde
inşa ederler. Acaba neden sekizgen, veya beşgen gibi geometrik
şekiller değil de özellikle altıgen seçilmiştir? Bu sorunun
cevabını matematikçiler veriyor: "Birim alanın maksimum kullanımı
için en uygun geometrik şekil altıgendir." Petekler altıgen
yerine başka bir biçimde inşa edilseydi kullanılmayan bölgeler
ortaya çıkacak, böylece daha az bal depolanabilecek ve kovandan
daha az sayıda arı yararlanabilecekti.
Derinlikleri aynı olduğu sürece üçgen ve dörtgen hücrelerde
de altıgen hücrelerdeki kadar bal depo edilebilirdi. Ancak
bu şekillerden çevresi en kısa olan altıgendir. Aynı hacime
sahip olmasına rağmen, altıgen hücreler için kullanılan malzeme
üçgen veya dörtgen için kullanılandan daha azdır.
Bu durumda şu sonuca varılır: Altıgen hücre, en çok miktarda
bal depolarken, inşası için en az balmumu gerektiren şekildir.
Karmaşık geometri işlemleri ile ortaya çıkan bu sonuç, elbette
arılar tarafından hesaplanmış değildir. Bu küçük hayvanlar,
altıgeni, yaratılışlarının bir gereği olarak, yalnızca kendilerine
öğretildiği, bir başka deyişle "vahyedildiği" için kullanmaktadırlar.
Arıların altı köşeli hücreleri her yönden kullanışlı bir
tasarımdır. Hücreler birbirine uygun ve duvarları ortaktır.
Bu, yine en az balmumuyla en fazla depolamayı sağlar. Hücre
duvarları oldukça ince olmalarına rağmen kendi ağırlıklıklarının
birkaç katını taşıyabilecek güçtedirler.
Arılar hücrelerin yan yüzeylerinin yanında, dip taraflarını
da yaparken en çok tasarruf ilkesini göz önünde bulundururlar.
Petekler, sırt sırta vermiş iki sıralı bir dilim şeklinde
yapılır. Bu durumda iki hücrenin birleşim noktaları problemi
doğacaktır. Bu sorun, hücre tabanlarının, üç eşkenar dörtgeni
birleştirerek inşa edilmesiyle çözülmüştür. Peteğin bir yüzünde
üç hücre yapılması, tabanın öteki yüzdeki bir hücre tabanının
kendiliğinden yapılmış olması demektir.
Taban eşkenar dörtgen şeklindeki balmumu plakalarından oluştuğundan,
bu yöntemle yapılan hücrelerin dibinde aşağı doğru bir derinleşme
görülür. Bu hücrenin hacminin, dolayısıyla da depolanacak
balın miktarının artması demektir.
Petek Hücrelerinin Diğer Özellikleri
Bal arılarının petek inşası sırasında dikkat ettikleri bir
başka özellik, hücrelerin eğimidir. Hücreler her iki yana
doğru 13'er derece yükseltilerek yere tam paralel olmaları
engellenir. Böylece bal, ağız kısmından akıp gitmez.
İşçi balarıları çalışırken birbirlerine halkalar şeklinde
asılarak salkım biçiminde toplanırlar. Bundaki amaç, balmumu
üretimi için gerekli olan ısının sağlanabilmesidir. Karınlarındaki
torbacıklar saydam bir sıvı üretirler. Bu sıvı, dışarı sızar
ve beyaz ince balmumu tabakalarını sertleştirir. Arılar, balmumunu
ayaklarındaki küçük kancalarla toplarlar. Bu balmumunu ağızlarına
koyarlar ve yumuşayıncaya kadar ağızlarında işlerler ve peteklerde
onu şekillendirirler. Birçok arı birlikte hareket ederek,
balmumunun yumuşak ve işlenebilir halde kalması için çalışma
yerinin tam istenilen ısıda olmasını sağlarlar.
Peteğin inşasında çok ilginç bir nokta daha vardır: Peteğin
yapılmasına kovanın üst kısmından başlanır ve aynı anda iki-üç
dizi aşağı doğru örülür. Bir petek dilimi her iki yana doğru
genişlerken, önce içerdiği iki sıranın tabanları birleşir.
Bu iş gayet uyumlu ve düzenli bir şekilde gerçekleşir. Öyle
ki peteğin farklı iki ya da üç parçadan meydana getirildiğini
farketmek mümkün değildir. Aynı anlarda değişik uçlardan yapılan
petek dilimleri o kadar düzgündür ki, yüzlerce açı barındırmasına
rağmen tek parça bir yapı izlenimi verir.
Bunun oluşabilmesi için, arıların başlangıç ve birleşme noktaları
arasındaki uzaklıkları önceden hesaplayıp, hücrelerin boyutlarını
ona göre planlamaları gerekir. Binlerce arının bu kadar hassas
bir hesabı tutturabilmesi bilim adamlarını hayretler içinde
bırakmıştır.
İnsanların bile altından kalkamayacağı bu işi arıların düzenleyebileceklerini
düşünmenin akılcı olmadığı ortadadır. O kadar ince bir hesap
ve ayrıntılı bir organizasyon vardır ki, bunu kendi kendilerine
başarmaları mümkün değildir.
Öyleyse arılar bunu nasıl başarmaktadırlar? Evrim taraftarlarının
bu konuda söyleyecekleri tek şey, olayın "içgüdü" sayesinde
başarıldığıdır. Ama bu içgüdü denilen, nasıl bir şeydir ki,
aynı anda binlerce arıya hitap etmekte ve onların kollektif
bir iş yapmalarını sağlamaktadır? Çünkü arıların her birinin
kendi "içgüdüleri" ile böyle bir işe yönlendirilmeleri yetmez;
yaptıkları işin birbiriyle uyumlu olması da gerekmektedir.
Bu sebeple aynı merkezden gelen bir "içgüdü" ile yönlendirilmelidirler.
Farklı noktalardan kovanı inşa etmeye başlayan, en sonunda
da hiçbir açıklık kalmadan ve tüm altıgenler eşit olacak biçimde
inşa ettiklerini birleştiren arılar, hiç şüphesiz ki aynı
merkezden "içgüdü"sel mesajlar alıyor olmalıdırlar!....
Yaptığımız açıklamada kullandığımız "içgüdü" kelimesi aslında
Yusuf Suresi’nin 40. ayetinde yer alan "kuru isim"lerden
başka birşey değildir. Böylesine apaçık gerçekleri örtbas
edebilmek endişesiyle "kuru isimler" üzerinde ısrar etmenin
bir faydası yoktur. Arılar, topluca tek bir yerden yönlendirilmekte
ve böylece normalde asla yapamayacakları işleri başarmaktadırlar.
Onları buna yönelten de ismi konulmuş fakat hiçbir tanımı
olmayan içgüdüler değil, Nahl Suresi'nde bildirildiği üzere,
"vahiy"dir. Bu küçük hayvanlar, kendilerini belirli bir görev
için yaratmış olan Allah'ın, kendilerine verdiği "program"ı
uygulamaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.
Yönlerini Nasıl Tayin Ediyorlar?
Arılar çoğu zaman yiyecek bulmak için uzaklara giderek geniş
alanları taramak zorunda kalırlar. Kovanlarının 800 m. ötesine
kadar uzanan bir alan içerisinde, kır çiçeklerinden bal özü
ve çiçek tozu toplarlar. Çiçekleri bulan arı, bunların yerini
haber vermek üzere kovanına döner. Ancak bu arı, kovandaki
arkadaşlarına çiçeklerin yerini nasıl anlatacaktır?
Dans yoluyla!... Kovana dönen arı bir çeşit dans yapmaya
başlar. Bu dans, diğer arıların, çiçeklerin yerini bulabilmeleri
için kullanılan bir anlatım yoludur. Arının yaptığı tekrarlı
dans, diğer arılara hedefe ulaşmak için gereken doğrultu,
yön, uzaklık gibi bütün bilgileri eksiksiz olarak verir.
Dans, arının devamlı olarak çizdiği "8" şeklinden ibarettir
(üstte). Arı, sekizin ortasını, kuyruk kısmını titreterek
zig-zaglar halinde çizer. Zig-zaglı yolun güneş-kovan arasındaki
doğrultuyla yaptığı açı, çiçek kaynağının tam yönünü verir.
(Aşağıda)
Kaynağın yönünü bilmek de tek başına bir işe yaramaz. İşçi
arılar bal özü toplayabilmek için, ne kadar uzağa gitmeleri
gerektiğini de "bilmeli"dir. Kovana dönen arı, diğer arılara,
yine belirli vücut hareketleriyle çiçek polenlerinin bulunduğu
uzaklığı "anlatır". Bunu gövdesinin alt kısmını sallayıp ani
hava akımları oluşturarak belirtir. Diğer arılar da antenleri
ile bu akımları algılayarak gidecekleri besin kaynağının uzaklığını
tesbit ederler. Örneğin; 250 metre uzaklıktaki yeri "tarif
etmek" için yarım dakikalık bir süre içinde vücudunun alt
kısmını 5 kez sallar. Böylece belirtilen açı ve uzaklıkla
hedefin yeri kesin olarak belirtilmiş olur.
Ama kaynağa gidiş-geliş süresi uzun süren uçuşlarda, arıyı
yeni bir sorun bekler: Besin kaynağını sadece güneşe göre
tarif etme yeteneğine sahip olan arı, kovana dönene kadar,
güneş her 4 dakikada bir 1 derece yer değiştirir. Buna göre
arı, yolda geçirdiği her 4 dakika için arkadaşlarına verdiği
yönde bir derece hata yapacaktır.
Elbette arının böyle bir problemi de yoktur. Çünkü gözü yüzlerce
minik altıgen mercekten oluşur. Her mercek tıpkı bir teleskopta
olduğu gibi çok dar bir alanı görür. Günün belirli bir anında
güneşe doğru bakan bir arı, uçarken sürekli olarak yerini
bulabilir. Ayrıca arının bu hesabı, zamana göre güneşin verdiği
aydınlığın değişmesinden faydalanarak yaptığı tahmin edilmektedir.
Sonuçta arı, güneş ilerledikçe kovanda vereceği yönde düzeltme
yaparak hedefin yönünü hatasız olarak belirler.
Çiçek İşaretleme Yöntemi
Balarıları, bir çiçeğin nektarının daha önce başka arılarca
tüketildiğini konar konmaz anlar ve hemen çiçeği terk eder.
Bu sayede hem vakit hem de enerji kaybından kurtulur. Peki
arı çiçek üzerinde inceleme yapmadan nektarın tükendiğini
nereden anlamaktadır?
Çünkü çiçekten faydalanan ve nektarı tüketen "arkadaşları"
o çiçeği, özel kokulu bir damla bırakarak işaretlerler. Onlardan
sonra gelen herhangi bir arı çiçeğe konar konmaz önceden bırakılan
kokuyu alır ve çiçeğin işe yaramaz olduğunu anlayarak hemen
başka bir çiçeğe yönelir. Böylece birden fazla arının aynı
çiçekle zaman kaybetmeleri engellenmiş olur.
Bal Mucizesi
Allah'ın küçücük bir hayvan kanalıyla insanlara sunduğu balın
ne denli büyük bir besin kaynağı olduğunu biliyor musunuz?
Bal, fruktoz ve glukoz gibi şekerlerin yanısıra magnezyum,
potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve fosfor
gibi minerallere sahiptir. Nektar ve polen kaynaklarının niteliklerine
göre değişmekle birlikte, balda B1, B2, C, B6, B5 ve B3 vitaminleri
bulunmaktadır. Ayrıca bakır, iyot, demir ve çinko da az miktarlarda
bulunur. Balın içeriğinde bunların dışında bazı hormonlar
da vardır.
Bal, Kuran ayetinde vurgulandığı gibi, "insanlara şifa" olma
özelliği taşımaktadır. 20-26 Eylül 1993'te Çin'de yapılan
Dünya Arıcılık Kongresi'nde bilim adamlarının bal hakkındaki
yorumları da bunu doğrulamaktadır: "Kongre'de, arı ürünleri
ile tedavi konusu ağırlık kazandı. Özellikle ABD'li bilimadamları
bal, arı sütü, polen ve arı reçinasının (propolis) birçok
hastalığı tedavi ettiğini bildirdiler. Romanyalı bir doktor
balı katarakt hastaları üzerinde denediğini ve 2094 hastadan
2002'sinin (% 95) bal sayesinde tam olarak iyileştiğini açıkladı.
Polonyalı doktorlar ise arı reçinasının hemoroid, deri hastalıkları,
kadın hastalıkları gibi birçok hastalığa iyi geldiğini tespit
ettiklerini bildirdiler." (Hürriyet, 19 Ekim 1993)
Bilimde en ön sıraları alan ülkelerde arıcılık ve arı ürünleri
artık başlıbaşına bir araştırma dalı durumundadır. Balın diğer
yararları ise şöyle sıralanabilir:
Kolayca sindirilir: İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere
(fruktozun glukoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek
miktarda asit içermesine rağmen en hassas mideler tarafından
bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların ve
böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
Süratle kana karışır: Bal ılık suyla karıştırıldığında 7
dakika içinde kana karışır. İçerdiği serbest şekerlerden dolayı
beynin çalışması kolaylaşır.
Kan yapımına destek olur: Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim
duyduğu enerjinin önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın
temizlenmesine de yardımcı olur. Kan dolaşımını hem düzenleyici,
hem de kolaylaştırıcı yönde etkisi vardır. Damar sertliğine
karşı önemli bir koruyucudur.
İçinde bakteri barınamaz: Balın bakteri barınmasına olanak
tanımayan özelliği "inhibine etki" olarak adlandırılır. Yapılan
deneyler sulandırılmış balın bakteri öldürücü özelliğinin
saf bala göre iki kat arttığını göstermiştir. İşin ilginci,
arı kolonisine yeni dahil olacak kurtçukların, kendilerine
bakmakla görevli arılarca—sulandırılmış balın bu özelliğini
bilirmişcesine—sulandırılmış balla beslenmeleridir.
Arı Sütü: Arı sütü, kovandaki işçi arıların ürettiği bir
maddedir. Çok besleyici olan arı sütünde şeker, protein, yağ
ve birçok vitamin bulunur. Vücudun kuvvetsiz düştüğü durumlarda
ve doku yaşlanmalarından ileri gelen bozukluklarda kullanılır.
Arıların ihtiyaçlarından çok fazla ürettikleri balı, insanlar
için ve insanlara uygun olarak yaptıkları açıktır. Bu inanılmaz
görevi "kendi başlarına" yapamayacakları da...
GERİ ANA
MENÜYE DÖN İLERİ
|