| Renkli Bir Dünya
| |
Allah'ın boyası... Allah(ın
boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca)
O'na kulluk edenleriz.
(Bakara Suresi, 138) |
Hiçbir rengin olmadığı, kapkaranlık bir dünyada yaşamak
nasıl olurdu, hiç düşündünüz mü? Bir an için tüm ön yargılarınızdan
kurtularak, şimdiye kadar öğrendiğiniz her şeyi bir kenara
bırakarak düşünün. Bedeninizin, çevrenizdeki insanların, denizlerin,
gökyüzünün, ağaçların, çiçeklerin, kısacası her şeyin kapkara
olduğunu gözünüzde canlandırmaya çalışın. Etrafınızda hiçbir
rengin olmadığını düşünün. Çevrenizdeki insanların, kedilerin,
köpeklerin, kuşların, kelebeklerin, meyvelerin hiç rengi olmasaydı
neler hissederdiniz kafanızda canlandırmaya çalışın. Böyle
bir dünyada yaşamayı hiç istemezdiniz öyle değil mi?
Çoğu insan, şimdiye kadar ne kadar renkli bir dünyada yaşadığını,
nasıl olup da çevresinde böyle bir renk çeşitliliğinin olduğunu
hiç düşünmemiş olabilir. Renklerin olmadığı bir dünyanın nasıl
olabileceği de hiç aklına gelmemiş olabilir. Çünkü gözleri
gören herkes gözünü açtığı andan itibaren renkli bir dünyayla
karşılaşmıştır. Oysa kapkaranlık, renksiz bir yeryüzü modeli
imkansız değildir, aksine asıl şaşırtıcı olan şu anda ışıl
ışıl ve rengarenk bir dünyada yaşıyor olmamızdır.
Renksiz bir dünya denildiğinde akla siyahın, beyazın ve grinin
tonlarının olduğu bir yer gelebilir. Oysa siyah, beyaz ve
gri de birer renktirler. Bu yüzden insanın renksizliği hayal
etmesi çok zordur. Renksizliği tarif ederken de mutlaka bir
renk kullanmak zorunluluğu hissedilir. "Her şey renksiz, kapkaraydı;
yüzünde renk kalmamıştı, bembeyaz olmuştu" gibi cümlelerle
renksizlik ifade edilmeye çalışılır. Oysa bunlar renksizliğin
değil siyah-beyaz bir dünyanın tarifidir.
Bir saniye için etrafınızdaki her şeyin renklerinin bir anda
yok olduğunu düşünün. Böyle bir durumda her şey birbirine
karışacak, cisimleri birbirinden ayırmak imkansızlaşacaktır.
Örneğin kahverengi tahta bir masanın üzerinde duran turuncu
bir portakalı, kırmızı çilekleri ya da rengarenk çiçekleri
görmek imkansızlaşacaktır; çünkü ne portakal turuncu olacaktır,
ne masa kahverengi, ne de çilekler kırmızı… Tarifi bile son
derece zor olan bu renksiz dünyada kısa bir süre bile olsa
yaşamak insana büyük bir sıkıntı verecektir.
Bir insanın dış dünyayla bağlantı kurmasında, hafızasının
çalışmasında, beyninin öğrenme görevini yerine getirmesinde
rengin önemi çok büyüktür. Çünkü insan, olaylar ve mekanlar,
kişiler ve nesneler arasında ancak dış görünüşleri ve renkleri
sayesinde sağlıklı bir bağlantı kurar. Sadece ses ya da dokunma,
cisimleri tanımlamada yeterli olmaz. İnsan için dış dünya
ancak renkleriyle bir bütündür ve bir anlam ifade eder.
Renklerin çeşitliliğinin bize olan faydası sadece çevremizi
tanımamız değildir. Doğada yer alan kusursuz renk uyumu insan
ruhuna büyük bir zevk verir. Ancak burada dikkat edilmesi
gereken bir nokta vardır: İnsanın bu uyumu görebilmesi ve
bütün detaylarından zevk alması için de ona çok özel bir tasarımı
olan gözler verilmiştir. Canlılar aleminde renkleri en ince
ayrıntısına kadar algılayabilen en fonksiyonel göz, insan
gözleridir. Öyle ki insan gözü milyonlarca renge karşı duyarlıdır.1
Görüldüğü gibi mükemmel bir şekilde çalışan insandaki göz
mekanizması renkli bir dünyayı görebilmek için özel olarak
tasarlanmıştır.
Dolayısıyla dünya üzerinde, evrendeki böyle bir düzenin varlığını
anlayabilecek tek varlık, akıl sahibi olan insandır. Bütün
bu bilgilerin ışığı altında ortaya şu sonuç çıkmaktadır:
Yeryüzündeki ve gökyüzündeki her ayrıntı, her desen, her
renk insanın bu düzeni anlayıp kavraması ve bunun üzerinde
düşünmesi için yaratılmıştır. Doğadaki tüm renkler insan ruhuna
zevk verecek şekilde düzenlenmiştir. Hem canlılarda hem de
cansız dünyada kusursuz bir simetri ve renk uyumu hakimdir.
Bu özel durum karşısında düşünen bir insanın aklına son derece
önemli bazı sorular gelecektir.
- Yeryüzünü renkli kılan nedir?
- Dünyamızı olağanüstü güzel kılan renkler nasıl oluşmaktadır?
- Yeryüzündeki renk çeşitliliği ve renkler arasındaki uyumun
tasarımı kime aittir?
- Tüm bunların bir tesadüfler zincirinin oluşturduğu amaçsız
değişimlerle meydana geldiği söylenebilir mi?
Elbette ki böyle bir şeyi hiç kimse söyleyemez. Kontrolsüz
tesadüfler değil milyonlarca rengi, hiçbir şeyi oluşturamazlar.
Örneğin bir kelebeğin kanatlarını düşünün; veya herbiri birer
sanat harikası görünümündeki rengarenk çiçekleri. Bunların
bilinçsiz bir sürecin sonucunda oluştuğunu söylemek, sağlıklı
bir akıl için elbette ki mümkün değildir.
Bu gerçeği şöyle bir örnekle de rahatlıkla görebiliriz. Bir
insan doğadaki ağaçları, çiçekleri sergileyen bir tablo gördüğünde
bu tablodaki renk uyumunun, düzenli şekillerin, bilinçli tasarımın
tesadüfen oluştuğunu iddia etmez, hatta bunu aklına bile getirmez.
Bu kişinin karşısına birisi çıksa ve dese ki, "şurada gördüğün
boyalar rüzgar sonucu devrildiler, bir süre sonra yağmurun
vs. etkisiyle ve aradan geçen uzun bir zamanın sonucunda ortaya
böyle bir resim çıktı". Bu iddianın sahibine inanılmayacağı
kesindir. Burada son derece ilginç bir nokta vardır. Akıl
dışı olan böyle bir iddiada bulunmaya kimse yeltenmez bile
ama her nasılsa doğada gördüğümüz kusursuz renk ve simetrinin
böyle bilinçsiz bir süreçle meydana geldiği iddia edilebilmekte,
hatta bu konuda evrimciler tarafından "tesadüf tezleri" hazırlanmakta
ve çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda asılsız iddialar
öne sürmekte tereddüt bile edilmemektedir.
Görüldüğü gibi bu, açıkça körlüktür. Üstelik bunun anlaşılması
da son derece zordur. Biraz düşünmeye başlayıp bu körlükten
kurtulan kişi ise, dünyada son derece mucizevi bir ortamda
yaşadığını anlayacaktır. Ve insan, yaşamı için en uygun şartlara
sahip olan bu ortamın tesadüfen meydana gelemeyeceğine de
tam anlamıyla kanaat getirecektir.
|