| Sindirim Sistemi
| |
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur.
O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü
O, her şeyi bilendir.
(Şura Suresi, 12) |
Sindirimin hemen başında devreye giren tükürük
salgısı, besinleri ıslatarak dişler tarafından öğütülmelerini
ve yemek borusundan aşağı kaymalarını kolaylaştırır. Bir diğer
özelliği kimyasal yapısı sayesinde nişastayı şekere çevirmesidir.
Peki ağızda böylesine önemli bir madde olan tükürüğün salgılanmadığını
düşünün. Böyle bir durumda ne yediklerimizi yutabilir, ne
de ağız kuruluğundan dolayı doğru dürüst konuşabilirdik. Katı
hiçbir besin alamaz, sadece sıvı ve sıvıya yakın maddelerle
beslenebilirdik.
Midedeki sistemde de mükemmel bir denge söz
konusudur. Besinlerin midedeki sindirimi, bu organın içindeki
hidroklorik asit tarafından gerçekleştirilir. Ancak bu asit
o denli güçlüdür ki, yalnız besinleri değil, mide duvarını
bile eritebilecek güçtedir. Fakat bunun çözümü yaratılmıştır
elbette: Sindirim sırasında salgılanan mukus adlı bir madde
midenin tüm duvarlarını kaplar ve asidin parçalayıcı etkisine
karşı mükemmel bir koruma sağlar. Böylece midenin kendi kendini
yok etmesi engellenmiş olur. Mukusun bileşimindeki bir hata
onun koruyucu özelliğini bozabilir. Oysa, gerek midenin sindirim
için kullandığı asitte, gerekse o salgıdan mideyi korumak
için ortaya çıkan mukusta kusursuz bir uyum vardır.
Mide boşken, proteinleri yani et gibi hayvansal
gıdaları parçalamakla sorumlu salgı midede bulunmaz. Daha
doğrusu mide boşken bu salgı tamamen farklı, parçalayıcı özelliği
olmayan bir madde olarak midede mevcuttur. Protein içeren
bir besin mideye geldiğinde, mideye salgılanan HCL, bu etkisiz
maddeyi çok güçlü bir protein parçalayıcısı haline getirir.
Böylece mide boş kaldığında bu güçlü protein parçalayıcı,
proteinlerden yapılmış olan mideye zarar vermez.
Burada dikkat edilmesi gereken, söz konusu
sistemi evrimin hiçbir şekilde açıklayamadığıdır. Çünkü evrim,
küçük yapısal değişikliklerin, basamak basamak üst üste eklenmesiyle,
ilkel canlılardan bugünkü karmaşık organizmaların oluştuğunu
savunur. Oysa açıkça görüldüğü gibi, midedeki sistemin basamak
basamak oluşmasına imkan yoktur. Tek bir faktörün bulunmaması
canlının sonunu getirir. Evrimin tutarsızlığını daha iyi anlamak
için bir örnek yeterli olur. Midesinde ürettiği asitle, kendi
midesini eriten bir canlı düşünün; acılar içinde önce midesi
parçalanır, daha sonra diğer iç organları bu asit tarafından
tahrip edilir. Kendi kendini, canlı canlı yiyerek ölür.
Midedeki sıvının, besin geldiğinde parçalayıcı
özellik kazanması, bir dizi kimyasal işlem sonucunda gerçekleşir.
Sözde evrim süreci içinde, midesinde böylesine planlı kimyasal
dönüşüm yapılamayan bir canlı düşünün. Midesindeki sıvı bir
türlü parçalayıcı özellik kazanmayan canlı, yediklerini sindiremeyecek,
karnında sindirilmemiş bir yiyecek kütlesi olduğu halde, besinsizlikten
ölecekti.
Konuya bir başka açıdan bakalım. Mide asidini
üreten mide hücreleridir. Bu hücreler de, vücudun herhangi
bir yerindeki diğer hücreler de (örneğin göz hücreleri) aynı
hücrenin anne karnında bölünmesiyle oluşmuş kardeş hücrelerdir.
Dahası her ikisi de aynı genetik bilgiye sahiptirler. Yani
her iki hücrenin bilgi bankasında hem gözün ihtiyacı olan
proteinlerin, hem de midede kullanılan asitin genetik bilgisi
bulunur. Fakat nereden geldiği bilinmeyen bir emre uyan göz
hücresi, milyonlarca bilgi içinde yalnızca göze ait bilgileri,
mide hücresi de mideye ait bilgileri kullanır. Peki, göze
ait proteinleri niçin ürettiğini bile bilmedimiz göz hücreleri,
bir gün mide asidini üretmeye başlasalar-ki mide asidinin
nasıl üretileceğine ait bilgilere gerçekten sahiptirler- sonuç
ne olur? İnsan kendi gözünü olduğu yerde eritir ve sindirir.
Kendi içimizdeki mükemmel dengeyi incelemeye
devam edelim:
Sindirim işleminin devamı da aynı derecede
planlıdır. Besinlerin sindirim sistemi tarafından parçalanmış,
işe yarayan kısımları, ince bağırsak çeperleri tarafından
emilerek kana karışır. İnce bağırsağın iç yüzeyi enine kıvrımlarla
kaplı olup buruşuk bir kumaşı andırır. Her kıvrımın üzerinde
'villus' adı verilen daha küçük kıvrımlar vardır. Bu kıvrımlar
sayesinde emme işlemini yapan bağırsak yüzeyleri muazzam bir
şekilde artar. Villusların üzerindeki hücrelerin üst kısımlarında
da 'mikrovillus' denilen mikroskobik uzantılar bulunur. Bu
uzantılar birer pompa gibi çalışarak besinleri emerler. Dahası
bu pompaların içleri, farklı besinler için farklı iletim yollarıyla
döşenmiş kusursuz bir iletim sistemiyle dolaşım sistemine
bağlanmışlardır. Böylece bu pompaların emdikleri besinler,
dolaşım sistemiyle vücudun her yanına ulaştırılırlar.
|